"..... ALLAH size güçlük çıkartmak istemez, Ancak O sizi Tertemiz / Ak pak/Arı duru kılmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister, Umulurki şükredersiniz "

25 Eylül 2010 Cumartesi

suyun sırrı 2




SU SIRRI zihnimin kıvrımlarında dolaşıyor… Kalbimin kanallarında akacak mecra arıyor…
Duygular su berraklığını ile derinleşmek istiyor…
Fiziksel görümünü, kimyasal bileşimini öğrenmek su hakikatine olan susuzluğu gidermiyor…Mana sırrı imbik imbik süzülmek, tel tel çözülmedikçe bu sır nasıl anlaşılır? Zahirin zırhını soymadıkça yalın hakikate yakın olunabilir mi?
Su… Renksizliğin rengi… Kokusuzluğun kokusu… Şekilsizliğin şekli… Toprak su ile buluşmadıkça hayat hayal edilebilir mi? Hangi renklerden, hangi kokulardan, hangi güzel suretlerden söz edile bilinir?
Gönül toprağı iman ab-ı hayatı ile sulanmadıkça hayatın hakiki renkleri, hakiki kokusu, hakiki hakikati anlaşıla bilinir mi? Karanlıklar aydınlığa nasıl akar?

Su… Acizliğin Aziz’e akışıdır… Berraklığı, “Ben”in erimişliğidir… “Ben”i anlamayanları boğar su… Firavun gibi… Abdiyetle akanlara yol olur su… Musa (a.s.) gibi…Acizliğini istiğfarla ilan edenleri selamet sahiline taşır su… Yunus (a.s.)gibi…
Cemalinde celal, celalinde cemal taşır… Tufanda Nuh’un (a.s.) gemisi gibi…

Özde temizdir, temizleyicidir su… Onu iyi bakan kendi öz temizliğini görür, kirlenmişliğini de fark eder. Okutmak istediği hakikat içilmedikçe iç temizlik eksik kalır.
Sıkıntılardan sıyrılmak, hadiselerde boğulmamak, üzüntüleri eritmek, çaresizliği çökertmek “Ben” buzulunu eritip deryada bir damla olabilmekte…Buz nasıl olsa eriyecek, bari deryaya dahil olsun.

Tefekkür şuasıyla derin darbeler vurabilsek buzula, hayat suyu olup deryalara akacak duracak… Durmadan akmak tefekküre…Fazl ve Rahmet arşını ulaşabilmek… Bedeninin suda yüzdüğü gibi, Rahmet nimetlerini gark olduğunu fark edebilmek… Zihni ve kalbi bulanıklığını istiğfarla temizleyebilmek… Gittiği yerleri de temizleyebilmek… Su gibi engel tanımamak… Kalpte bahar bahçeleri çiçek açmağa başlamış demektir



Leylaklar, sümbüller, güller, laleler… Rahiyaları, renkleri, suretleriyle gülüyordur… Eğilip ellemekle, koklamakla mutluluk zikirleriyle cezbeye ulaşırlar… Her adımda ayrı bahar manzaraları süzülerek akar zihinlerden kalplere…
Derin derelerden bir adımda geçilir… Gökkuşağı rahiyasıyla yüreklerde serin rüzgarlar eser… Şırıl şırıl temiz akan duygularla bahar daha bir belirginleşir…

Ne engeller sıkar, ne de sıkıntılar…Üzüntüler üzerimizden akar gider… Dağlarvari hadiseler yastık olur yüzdürür… Yüzümüz de güler, yüreğimiz de…

Yürekten damlayan bir damla yeryüzünü sular
Deryaları kurutur…
Yürekli bir damla olabilmek mesele…

Ey su; hakikatin zihnimden kalbimin derinliklerine Rahmet olarak aksın…Duygularım berraklığınla derinleşerek coşsun…Musa’ya (a.s.) yol olduğun gibi hayatım hakikatinle aksın… Sıkan sıkıntılar, daraltan hadiseler Yunus’u (a.s.) taşıdığın gibi selamete taşısın.

Bir damla su olabilmek karıncanın ağzında…İbrahim’i (a.s.) yakmak isteyen Nemrutları boğmak için…

Ey yüzüme abdest diye sürdüğüm su… Yüreğimi yakmak isteyen şeytani nefis Nemrutlarını tufan gibi boğ… İman gemisini selametle sonsuzluk sahillerine ulaştır… Su arşının Rabbinden Rahmetini umarak, yarılmış yüreğimizle istiyoruz…
Bizi susuzluğunda boğma, Ey Rahman ve Rahim olan Allah.
Hüseyin Eren

Click the image to open in full size.

suyun sırrı 1


Su, kendine sırdaş arıyordu
Önce buluta verdi sırrını.
Ağır geldi sır buluta.
Sağanak sağanak döktü suyun tüm sırlarını.
Sonra göle gitti su.
Ona anlattı derdini.
Bu arada bulut suyun sırrını yağmur yapıp,
dolu yapıp, kar yapıp savurduğu için ,
zaman zaman taşıyordu göl ve suyun sırrı iyice açığa çıkıyordu.
Sonra nehre verdi su sırrını.
Nehir aldı suyun sırrını çekti gitti.
Dereye verdi.
Dere biraz daha yavaş olsada nehirden ,
oda götürdü suyun sırrını bir başka bilinmeze..
Çağlayanlar, şelaleler,akarsular..
Hepsi kayboluyordu bir anda.
Sonra bir gün su takip etti dereyi.
Dereye, okyanusa kavuşunca farketti su,
bütün sırlarının akarsularla,
çağlayanlarla,ırmaklarla...
okyanusa taşındığını.
Karar verdi su.
Sırrını okyanusa verecekti.
Öyle de yaptı zaten.
Tüm sırlarını okyanusa verdi.
Artık suyun sırrını okyanustan başkası bilmiyordu.
Ne taştı okyanus,
ne bir başkasına taşıdı suyun sırrını,
ne de kurudu....
Geçen karşılaştık suyla.
Bir bardaktaydı.
Suskundu.
Çok uğraştım konuşturamadım.
Ben,tam giderken '' Dur !'' dedi su.
Durdum!
'' Okyanus yürekli dostlar bulmadan sakın konuşma! Taşıyamazlar ,
kaldıramazlar senin yükünü,canını yakarlar,utandırırlar....'' dedi.*

abdest ve yalan


Bir büyüğüm vardı; çok güzel bir insan, çok zarif bir müslüman;
her gittiğimde sorardı: "Gaz çıkarmak abdesti bozuyor da, yalan konuşmak bozmuyor mu?" diye...
Anlamamıştım o zamanlar...
Rahmetli olan Ahmet ağabeyin kastettiği tam da bu olmalıydı: "Gaz çıkarmak gibi 'doğal bir ihtiyaç'ın bozuculuğu konusunda hassas olan Müslümanlar, "ağızdan yalan söz çıkarmak" gibi "doğal-dışı" ve "ihtiyaç-fazlası" bir çirkinlik konusunda hassas değiller.
Bu söylediğimi, "Senai Demirci gaz çıkarmak abdesti bozmaz diyormuş" diye algılayacak çıkıntılar değil muhatabım.
İbadetin "kalıba dökülmüş" yanına bu kadar hassas olan Müslüman ruhu, "ibadetin hayata taşan" yanına, "iman"ın "kalbe dökülmüş" haline bir o kadar duyarsız görünüyor. Bu duyarsızlığın hem failiyim, hem mağduruyum ben de...
Oysa, vahiy öncelikle "bencil"liği deler geçer, öncelikle "benciliği" söküp atar, öncelikle "aman sen de..." ciliği siler, öncelikle "cimrilik"leri yakıp yok eder...

Bedenine secde ettiren Senai, parasını secdeye getirmezse, namaz nasıl çirkinlikten alıkoysun?

İki rekat eksik namaz kılmaktan tir tir titreyen Senai, cömertliğinde ikibin rekatlarca eksiklik olduğunu, sıla-ı rahimini hep kazaya bıraktığını, bakışlarında kıbleyi tutturamıyorsa, namaz nasıl dik durur, nasıl dik tutar Senai'nin hayatını?

selam ve dualarımla.
s.

http://www.senaidemirci.net/yazilar.php?kategori=11&makaleid=2651

23 Eylül 2010 Perşembe

Her zaman abdestli olmak


Sıkılıyoruz, bunalıyoruz ve kurtulmak için çareler arıyoruz. Halbuki “Mutluluk Kitabı” başucumuzda; lakin ona uzanmaktan aciz kalmışız.

Peygamber Efendimiz (sas), sıkıntı anlarında, öfkeli zamanlarında ümmetine kurtuluş reçetesi sunmuş: Abdest almak.
Bu çağrıya bazı sahabiler, alimler, Osmanlı padişahları öylesine uymuş ki, abdestsiz iş yapmaz, adım atmaz olmuşlar.
Cennet ayakları altına serilen anneler dahi uymuş bu güzel tavsiyeye. Hatta içlerinden çocuklarını abdestsiz olarak bir kere bile emzirmeyenler çıkmış. Onların bu hassasiyetleri hep yüce ruhlu insanları dünyaya getirmelerine vesile olmuş.

Peygamberimiz (sas)’in, ümmetini devamlı abdestli olmaya teşvik eden pek çok hadislerinden iki tanesi şöyledir:
“... İç ve dış temizliği tam yaparak devamlı abdestli olmaya ancak mü’min riayet eder.”,
“Kim abdestli olduğu halde abdest tazelerse, Allah (cc), bu sebeple ona on misli sevap yazar.”

Hepimiz biliyoruz ki abdest bizi namaza, namaz da Allah’a ve Rasulü’ne götürür.
Allah’a ve Rasulü’ne yakın olan insan da bilinçli olarak günah işlemez.
Mü’min için bundan daha büyük bir mutluluk olur mu?
Çoğumuz anne babayız ya da anne baba adayı, eğer hem kendimiz hem de evlatlarımızın, Efendimiz (sas)’in istediği insanlar olmasını istiyorsak küçük gördüğümüz aslında çok büyük olan noktadan başlamalıyız işe.
Hem öyle başlamalıyız ki, bundan sonra abdestsiz hiçbir anımızın olmamasına özen gösterecek şekilde.

Peki sürekli nasıl abdestli olalım?
İşte bizden bir teklif, kendi imkanlarınızı düşünüp farklı yollar da siz bulun: Tuvalete giriyoruz ve çıktıktan sonra ellerimizi ve ayaklarımızı yıkıyoruz. Bunun yanında yüzümüzü, kollarımızı da yıkasak, iki dakika bile sürmeyecek olan bir abdest alsak güzel olmaz mı?
Evimizden ya da işyerimizden ayrılırken abdest alarak çıksak, hatta abdestli olarak yatağımıza girsek Allah (cc) ve Rasulü (sas)’nün hoşuna gitmez mi? Karar sizin? Unutmayalım ki ölümün bizi nerede ve nasıl beklediği belli değil. İyisi mi, biz onu her yerde ve her zaman abdestli bekleyelim. Rabbimizin huzuruna abdestli olarak varmak az şey mi?
alıntı

Abdest nedir, niçin emrolunmuştur? - Münir Derman

Dünyaya niçin geldiğini anlayan sözün doğruluğunu derhal anlar,Abdest nedir? Niçin emrolunmuştur?

Temizliktir. Su bulunmazsa teyemmüm yapılır. O halde temizlik değildir. İslâmın tarif ettiği temizliği olmayan abdest alamaz. (İslami temizlik nedir? Hakkın emirlerine itaat, yasaklarını yapmamak, vücuda dıştan içten haram sokmamak, yalan söylememek...) O halde abdest nedir? Niçin alınır ve niçin emrolunmuştur.

Abdeste başlarken besmele çekmeyen kişi için abdest yoktur.

1- Abdest evvelâ şahitli bir niyettir.

Niyet: Allah'a karşı söz vermedir. Bir mukaveledir.

Şahit: Görünen maddi bir şahit. Görünmeyen iki şahit muvacehesinde

Allah'a fiili olarak söz verme abdest almaktır.Haktan bir nevi izin için hazırlanmaktır. Güçleriyle insanda görünen,Hakkın kudretlerini kullanmaya hazırlanmaktır.Görünen şahit: Ceset, su veya toprak... Görünmeyen şahitler: Hafaza Melekleridir.Allah ile temas, alış veriş, konuşma, sözleşme, ancak abdest aldıktan sonra mümkündür. Yoksa edep dışıdır. (Kul) işi değildir. Ama niçin diğer dinlerde abdest yoktur. Hak bunu niçin emretmiştir, esas sır buradadır. Bu sırrı bilirsen, sezersen abdestsiz: Yeme, içme, konuşma, yemek pişirme, çocuğa süt verme. Bunları tatbik çok zor gelir. Fakat alışırsan o kadar da kolaydır. Herkes bunu yapsaydı: Haram diye bir şey konuşulmazdı. O zaman İslâmda haram olanın diğer dinlerde haram olmamasının sebep ve sırrını anlarsın...

O zaman yine Resulüllahın niçin:

"Son Peygamber olduğunu" "Habibullah olduğunu", "Rahmetellil Alemin olduğunu", "Miraca niçin teşrif ettirildiğini", "Namazı niçin miraçta, arada vasıta olmadan kendisine emrolunduğunu" bütün uçsuz bucaksız kainatın onun yüzünden yaratıldığını anlarsın... Abdesti bozan şeyler vardır bilirsiniz. Hakka verdiğin söz hükümsüz kaldığı için abdest bozulur. Bu ne demektir. Söz verme şu: Ayetteki gizli manâ... O manâ nedir? Ellerimden, yüzümde ne varsa o uzuvlardan, düşüncemde ne varsa onlardan, ayaklarımdan senin sevmeyeceğin şeylerden, işlerden kendimi koruyacağım, iradem haricinde olanlardan sen beni koru Yarabbi... Sana secde yapacağım demektir. Ruhen miraç istiyorum demektir. Abdesti bozan şeyleri düşün... Hepsi irade dahilinde olanlardır. Verdiğin söz, Hak ile yapacağın mukavele bozulmuş hükümsüz kalmıştır. Ondan, tekrar abdest almak lâzımdır.Senin verdiğin nimeti rızkı yiyeceğim. Her şeyi ondan yarattığın suyu içeceğim. Nimetlerini hazırlayıp pişireceğim. Evlâdıma süt vereceğim. Bunların hepsi abdestli olarak yapılır... (Konuşma=Kelâm) senin yerine (Kul) olarak konuşuyorum yine abdestli olmak lâzımdır. Amma böyle olmazsa ne olur. Günâh mıdır? Hayır... Böyle olmak başka türlü (Kul) olmak demektir...

Resul-ü Ekrem'e her zaman abdestli bulunması emrolunmuştur. Abdestsiz konuşmazlar, ağızlarına birşey almazlardı. Şimdi hemen diyeceksiniz ki o peygamberdi. Evet... Ama bizde onun ümmetiyiz... Değil mi... O halde... Sen düşün ne demek istediğimizi...Resul-ü Ekrem'in yolunda yürümek evvelâ ceseden sonra ruhendir.

Ceseden abdest, namaz, oruç. Ruhen de sen düşün onu. Bunu söylemek bana düşmez. Sana hakaret olur, günâha giremem.Resul-ü Ekrem her sahabe ile konuşurdu. Ona malum olurdu.Namaz abdesti olmayan sahabenin elini tutmazdı. Büyük insanlar bilirim. Abdesti olmayana ellerini vermezlerdi. Bir gün Rahmetullahi Aleyh hocama namaz abdestsiz gittim. Yanına yanaşacağım zaman. Sakın konuşma, git, abdest al gel. Beni deniyor musun diye yüksek sesle bağırdı. Onlar herşeyi bilirler. Fakat yüze vurmazlar...

Hakkın mükâfatını bizzat kendim vereceğim dediği oruç var ye abdeştli olmalıdır. Diğer ibadetlerin mükâfatını başkası mı veriyor? O mükâfat nedir?

Cesedi midir? Ruhi midir? Onu bir bilsen bütün günlerinin oruçlu olmasını istersin. Amma o da bir bakıma doğru olmaz. Oruçta Allah'ın kuluna vereceği en büyük mükâfat gizlidir. Fakat oruç yalnız yememek, içmemek, cinsi temas yapmamak değildir... Abdeştli olmak lâzımdır. Yalan, haram, hiddet, küfür, kalp kırma, sinirlenme...Dedikodu. Böyle olan oruç, oruç değildir. "Aç durmak"tır, bunun mükâfatı yoktur. Hakkın emrini güya yerine getiriyoruz. Allah hatalarımızı bağışlasın. Mağfiret, buyursun...(Maide Suresi) abdest âyeti "5/6": Medine'de emrolunmuştur. Ondan sonra namaz beş vakit olarak tesbit edilmiştir. Ezan hicretin birinci senesi meşru olmuştur.Resul-ü Ekrem, abdest âyeti gelmeden evvel Mekke'de sabah ve akşam namaz kılarlardı. Ellerini ve ağzını yıkarlardı. Ve bu abdest benden evvelki Peygamberlerin abdestidir. Buyurmuşlardır. Abdest kelimesi farsçadır. Ab = Su Dest =El Sulu el. El ile su al manasınadır.

Abdest bir de dilimizde defi hacet manasına kullanılır. Doğru olmamakla beraber "Abdestim" var. Yani helaya gideceğim. Veyahut (Abdest bozacağım) demekle de habersiz şunu söylüyoruz; ben daima abdestliyim abdesti bozacağım, tekrar abdest alacağım manasını taşımaktadır. ki, bu insanın daima abdeştli olmasını, sessiz sözsüz haykırmaktadır.Tekrar edelim. "Helaya gideceğim" suya ihtiyacım var demektir. Bu söz aynı zamanda habersiz abdestin lüzumlu farz olduğunu ilân eder. Arapçada "Vuzuu" kelimesi abdest almanın mukabilidir. Vücuttaki azaları yerli yerine hazırlamak, koymak demektir.

Abdest âyeti Medine'de nazil olmuştur. (Maide Suresi 5/6) Ayeti kerimede "Gasele" yıkamak lâfzı kullanılmıştır.

l- Yüzünüzü yıkayınız.

2- Ellerinizi dirseklere kadar yıkayınız.

3- Başınızı da meshedin.

4- Ve ayaklarınızı da aşık kemiklerine kadar yıkayınız.

Bu dört şeyin yıkanması ve meshedilmesi (Vuzuü) dur. Bu uzuvları yerli yerine "vaz" etmek koymak, hazırlamak demektir. Abdestsiz kimse (Nas)'dır. Lâalettayin bir insandır. Abdestli insan (Mümin)' dir.

Yani her an huzura çıkmaya hazırdır. Abdestsiz mümin değildir demek değildir. Dikkat et. Burası öyle kolay anlaşılır lâkırdı değildir. Kendinde gizli olan imânım izhar için abdest alması, yani Ademiyetini izhar ve kendi kendine fiili olarak tasdik içindir. Melekler "Ademiyet'e secde ettiler. Cesede değil...Su ve topraktan yaratılan cesedini göstermesi lâzımdır."Ayet" vücutta yaktığım bir şule olan ruha "FAGSİLÜ" emirdir. O zaman abdest alacağın zaman sesli olarak: Suya daha dokunmadan: Euzübillahimineşşeytanirracim diyerek insaniyetten ayrılıp, yani (Nas)'lıktan ayrılıp, "Ademiyet" tarafına fiili olarak ceset sokulur. Eller yıkanır. Ağıza su verilir. Sonra tekrar ellere başlarken Bismillah söylenir. Yani suya temas ettiğin zaman...Abdest hakkında diğer bildiğin hususlar "ilmihal" kitaplarında var onları muhakkak bilmen lâzımdır.

Şimdi burada çok dikkatli dinle, birşey anlatacağım bilgi için: Fizikte ve kimyada bir madde başka bir hale tehavvül ederken hacmi büyür. Bir damla su, buhar olurken "Avakadro - Amper" kanununa göre, 24 hacim buhar olur. Mesela: Bir kilo su, buhar olduğu zaman koskoca görünür,bir bulut olduğunu farzedelim. Bu bulutun ağırlığı yüz gramdır, eğer bulutu tartabilirsek...Bin gram su buhar olup, bulut olduğu zaman yüz gram olmuştur.Bu yüz gram bulut yağmura tahavvül ederse onbin gram su olur.Eğer yüz gram bulut kar olursa beşbin gram kar olur.Bu kar yani beşbin gram kar, su olursa onbeşbin gram su olur. Fizik,kimya bilmezsen bu hadise karşısında bocalar kafan durur.Bu ne demektir bilir misin? Tahavvül ve tahvildeki Hakkın güçlerinin görünüşüdür.Tahavvül "Tahvil" başka şekle girmek, fakat aslını kaybetmemektir.Tahavvül devamlıdır. Tahvil = Murattır.Yağmura onun için "Rahmet" ismi verilmiştir. Bir damla su bir kaya kovuğuna girse, buhar olsa kayayı çatlatır. Bir gemiyi yürütür....Bir damla su buhar yani hava olarak otomobil lastiği içine girerse tonlarca yükü taşıyacak kuvvet ve kudret ortaya çıkar...Daha anlatmıyorum... Bu heybet ve değişmeyen Allah Kanunu'nun karşısında... Sen düşün...Abdest aldıktan sonra mümkünse havlu ile ıslak yerlerini kurulama...Bırak vücudun o suyu emsin, vücudun sıcaklığı onu tekrar buhar yaparken semaya yükselsin, sonra rahmet olmak için buhar, bulut olsun.Yağmur duası nedir bilir misiniz?..Yağmur duasındaki abdest alma da bambaşka bir abdesttir.Artık biraz da siz anlayın...Suyu ve havayı kirletmek İslâmda haramdır.Allah'ın suya ve havaya verdiği güçlere hakarettir. Burada bir şeyi hatırlatıp bitireceğiz.Su içine büyük ve küçük abdest bozmayınız. Kedi ne yapıyor dikkat ediniz...Kedi yürürken bile ıslak yere basmaz. Ateş üzerine idrar yapmayınız.

NOT: Yukarıdaki yazı Münir Derman'ın "ALLAH DOSTU DER Kİ...

YAZILMAMIŞ SIRLARIN İLKİ,YAZILACAK SIRLARIN SONU 1. CİLT" isimli kitabından alınmıştır.

Maddî ve manevî temizlik: Abdest




Maddî ve manevî temizlik: Abdest
Zehra Sarı



DERSLERİNE DEVAM ettiğim bir vakıfta; bir önceki sene dersini aldığım hocanın, o sene de aynı isimle dersi olduğunu görünce—hocanın dersinin de takipçisi olduğumdan—arkadaşı olan başka bir hocaya, tüm sınıfın içinde şöyle bir soru sorma gafletinde bulunmuştum. Hiç düşünmeden, akla ilk geldiğinde sorulan bir soruydu bu. Aslında soruş niyetim; o ders saatinde başka bir dersi de almak istiyor olmamdı, ama soru hiç tasarlamadığım tarzda dilimden dökülmüştü: “Hocam, falanca hoca bu sene de geçen sene anlattıklarını mı anlatacak?” Karşımda duran hoca herkesin içinde bana bugün de hatırladığım şu cevabı vermişti: “Öyle hocalar için geçen sene anlattığının aynısını mı anlatacak denmez, onlar her an kendilerine yeni şeyler katarlar ve hiçbir zaman şimdi anlattıkları az önce anlattıklarının aynısı olmaz.”

Önce herkesin içinde söylenen bu cevap karşısında yüzümün kızardığını hissettiğimi hatırlıyorum. Ama sonraları hocanın söylediği bu sözün hakikatini daha iyi anladım. Hatta Risale-i Nurlarla tanıştıktan sonra kendime göre bu sözü şöyle bile yormuştum: “Velev ki aynı şeyi az sonra da aynı şekilde söylesin, ama kesinlikle aynı ruh haliyle söylenmediğinden aynı olmaz ve karşısındaki kişilerde de muhakkak farklı etkiler yapar.”

Bu gerçeği hafta sonu da hissettim. Kitabı çıkan bir yazarın, kitabının ismini taşıyan seminere giderken... Bir arkadaşın “Ne de olsa kitaptakileri anlatacak, kitabı okursun” demesi üzerine gittiğim seminerde! Kitabı henüz okumadığım için seminerdeki herşey benim için yeniydi, ama eminim ki kitabın yazarının hali, kitabını anlatırkenki samimiyeti, kitabını okumuş olsaydım da beni etkileyecekti. Şimdi ise kitabını okurken istifademi arttıracak.

Ve asıl gelmek istediğim nokta... Bir grup arkadaşla beraber kendisiyle söyleşiye gittiğimiz Ümit Meriç Hanımefendi... Kitabını okuyunca, hele bir de kendisiyle tanışma fırsatına erince, insan başta anlattığım hislerin içine giriyor. Evet, insanlığa yön çizmeye niyetli olan, böyle bir duası olan insanlara ya bizzat ya da eserleriyle yarenlik etmek; kişinin düşünce, tefekkür, tezekkür ufkunu açıyor. Tabii bu silsile büyük zâtlardan, eserlerini okuduğumuz Said Nursi’den, evliyalardan, asfiyalardan, enbiyalardan, Peygamberimize kadar gidiyor.

Ümit Hanımın son kitabı İçimdeki Cennete Yolculuk’u okuyanlar,onun kendi ifadesiyle hayatını secdeden öncesi ve secdeden sonrası diye ikiye ayırdığını; hayatının miladının bir sabah ezanıyla kıldığı ilk namazının günü olarak ifade ettiğini bilirler. Kitabında ayrıca tam bir ‘dua delisi’ (kendi ifadesi) olduğunu, semavatta devamlı ‘amin’ diyen melekler olduğu için ettiğimiz dualarda dikkatli olmamız gerektiğini, insanın şahsiyetinin sınırlarını dualarının çizdiğine inandığını, insanın dualarıyla beraber büyüdüğünü ve Afrika’da bidondan bir evde oturan zenciden Boston’daki malikanesinde oturan yaşlı kadına kadar bütün Âdem oğullarının ve Havva kızlarının İslâm’la şereflenmesini istediğini okumuşlardır.

Misafirliğimiz esnasında da şahit olduğumuz üzere, Ümit Hanım her an ağzı dualı bir insan. O kadar şumullü dualar ediyor ki; insan kendi ettiği duaları hatırlayınca kendisi için üzülüyor. Hatta sohbetimiz esnasında hepimizce malum bazı kimseler için ettiği duaları duysaydınız, amin derken, tebessüm ederek ‘maşaallah’ demekten kendinizi alamazdınız. O, o kadar emin ki İslamiyetin Allah'ın kullarına son armağanı olduğundan, onsuz mutlu olunamayacağından. O yüzden de, istisnasız her kulun bu dünyadan müslüman olarak gitmesini istiyor ve benim içimden söylediğim “Ama o kişi, insanlara bu kadar zulmediyor, ona da mı?” sözüne karşı Ümit Hanım duymuşcasına “Mü’minin intikamı ancak böyle olur” deyiveriyor.

Aslında Ümit Hanımda değinmek istediğim asıl konu, abdesti çok önemsemesiydi. Abdeste çok fazla ehemmiyet verdiğini söyledi, bir arkadaşımızın cildiyle ilgili sorduğu bir soru üzerine. Abdestsiz yere adım atmamaya çalıştığını, bunun insanın üzerinde maddi-manevi birçok etkilerinin olduğunu söyledi. Kitabında abdestle ilgili öyle bir cümlesi var ki, beni çok etkiledi: “Kur’an bize bizi bedbaht etmek için indirilmedi. Belki içimizdeki cehennemden, içimizdeki cennete, huzura ve mutluluğa doğru sefer etmemiz, yol almamız, yolculuk yapmamız için lutfedildi. O cennet içimizde hep var. Ama biz bir türlü deruni cennetin yolunu bulamıyoruz. Dünya labirentlerinde dolaşıp, boş yere ışık arıyoruz, dolandıkça da çıkmaz sokaklarda binbir maske takıp çıkaran şeytan-ı racimle karşılaşıyoruz. Oysa cennet ne kadar yakınımızda, göz açıp-kapama mesafesinde. Pişmanlıkların, gafletlerin, yalnızlıkların gözyaşıyla bir ABDEST alabilsek, rahm-i maderden dünyaya yeni gelmiş bir bebek kadar saf ve temiz olacağız.”

Evet, bu cümle beni çok etkiledi. Okuduktan sonra abdest hakkında Ümit Hanımın söylediklerini hatırladım; ama bunların zihnimde, duygu dünyamda daha çok yerleşmesi için abdest hakkında biraz araştırma yaptım. Elbette ki, bir müslüman ibadetlerini salt faydası için yapmaz. Allah'ın emri olmasıdır bizi o ibadeti yapmaya asıl sevkeden. Bu şuurla birlikte faydalarını da bilmesi, kişinin o ibadeti daha bir şevkle yapmasına vesile olur diye düşünüyorum. Öncelikle Maide sûresi âyet: 6’yı hatırlayalım ve ardından da abdest ile ilgili bazı hadislere bir göz atalım.

Maide 6: “Ey iman edenler, namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzünüzü, dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın. Başınızı mesh edip, topuklarınıza kadar ayaklarınızı yıkayın... Allah size bir güçlük çıkarmak istemiyor. Fakat sizi temiz kılmak size olan nimetlerini tamamlamak istiyor. Umulur ki şükredesiniz".

Peygamberimiz (s.a.v.)’in abdest hakkındaki hadislerinden bazılarına bakarsak: “Abdeste devam et ve güzel abdest al ki, ömrün uzasın.” “Güzel abdest alıp camiye giren, Allah’ın misafiri olur. Allahu Teala da misafirine mutlaka ikram eder.” “İlk sorgu abdestten olacaktır, abdesti güzel ise sıra namaza gelir.” “Hiçbir günahkar yoktur ki, güzelce abdest alıp iki rekat namaz kılarak mağfiret dilesin de, affedilmiş olmasın.” “Güzelce abdest alan, günahlarından sıyrılmış olur.” “Soğukta sıcakta güzelce abdest almak, günahlara kefaret olur.” “Güzelce abdest alıp, huşu içinde namaz kılmak, küçük günahlara kefaret olur. Bu durum ömür boyu devam eder.” “Kim güzel bir abdest alır, sonra kalkıp farz namazını kılarsa, ayağıyla yürüdüğü, eliyle tuttuğu, kulaklarıyla dinlediği, gözleriyle baktığı ve içinden geçirdiği günahları bağışlanır.” “Yüzleriniz ve kollarınız abdesti iyi almaktan ötürü kıyamet gününde pırıl pırıl parlayacaktır. Gücü yeten, bu pırıltıyı artırsın.” “Bir kimse abdeste başlarken Allah’ı anarsa, vücudunun tümü temizlenir. Allah’ın adını anmazsa, yalnız abdestte yıkanan yerler tamizlenir.” “Mü’min bir kul abdest aldı mı yüzünü yıkayınca, gözüyle bakarak işlediği bütün günahlar su ile—veya suyun son damlasıyla—yüzünden dökülür iner, ellerini yıkayınca elleriyle işlediği hatalar su ile birlikte—veya suyun son damlasıyla—ellerinden dökülür iner. Ayaklarını yıkayınca da ayaklarıyla giderek işlediği bütün günahları su ile—veya suyun son damlasıyla—dökülür iner. (Öyle ki abdest tamamlanınca) günahlarından arınmış olarak tertemiz çıkar.” “Kim abdestli olduğu halde abdest tazelerse, Allah bu sebeple kendisine on (misli) sevap yazar.”

Haluk Nurbaki Hoca da bu konuda şunları söylüyor: “Abdest alınan su sıcaksa damarı genişleterek, soğuksa daraltarak, özellikle kalpten uzak damarların esnekliğini ve zindeliğini sağlamaktadır. Su bu arada yine ısı farkı sebebiyle dokularda yavaşlamış dolaşımdan ortaya çıkan besin birikimlerini de genel dolaşıma katarak, damar sertliğine ve hem de bu olayın beyin dolaşımına yansıması demek olan bunamaya karşı korumaktadır. Vücudun korunma sistemi olan lenf dolaşımı, abdest uygulamasıyla sağlıklı bir işlerlik kazanmaktadır. Çünkü abdset esnasında temas kurulan uzuvlar, lenf sisteminin en önemli uyarılma noktalarını (burun arkası ve bademcikler, boyun yanları) içine almaktadır. Böylece abdest, vücudun hastalıklara karşı korunmasında ve dayanıklılık kazanmasında önemli bir etkide bulunmaktadır. Aynı şekilde vücudun tümüne ait statik elektrik dengesinin çeşitli sebeplerle zaman zaman artması sonucu bir çok psiko-somatik hastalık oluşmaktadır. Statik elektriğin en olumsuz etkisi; deri altındaki minik kaslardır. Bu kaslardaki gerginlik sebebiyle, yüzde ve bütün vücutta erken kırışmalar ortaya çıkar. Abdest vasıtasıyla bütün bu olumsuzlukların etkisinden sıyrılmak mümkün olabilmektedir. Nitekim, devamlı namaz kılanların ciltlerinde, abdestin sağladığı parlaklık ve güzellik kolayca farkedilmektedir.”

İnternette “Abdestin faydaları3 diye araştırdığınızda o kadar çok bilgiyle karşılaşıyorsunuz ki; günde en az beş kere ifa ettiğiniz bu ibadeti daha da fazla yapmaya niyetleniyorsunuz. Bir sitede abdest alırken ya da sonrasında okunacak dualar hakkında şöyle bir bilgi geçiyordu: “Abdest alırken her uzvu yıkarken okunacak duaları var ancak abdest dualarını bilmeyen, her uzvu yıkarken Kelime-i Şehadet okumalıdır. Peygamberimiz (s.a.v.) buyurdu ki; ‘Her kim abdest aldıktan sonra İnna enzelnahu suresini bir kere okursa Hak Teala Hazretleri o kimseyi sıddıklardan yazar. İki kere okursa şehidlerden yazar. Üç kere okursa peygamberler ile haşrolur..’ Başka bir hadis de şu: ‘Her kim abdest aldıktan sonra, benim üzerime on kere salat-u selam getirirse, Hak Teala Hazretleri o kişinin hüznünü giderip mesrur eder, duasını kabul eder.’”

Anlayacağınız üzere abdestin maddi manevi faydaları bir yazıda sayılamayacak kadar çok. Ben, yazımı Ümit Meriç'in abdesti farklı bir biçimde kullandığı satırlarıyla bitirmek istiyorum; bir insanın değil, bir ülkenin abdestinden bahsediyor Ümit Hanım:

“Bir süre önce Norveç’teydim. O kadar ahlak sahibiler ki; aynen gayr-i müslim mümin. Son derece zenginler; hiçbir maddi problemleri yok, fakat Allah öyle bir vicdan vermiş ki, o dört milyon dört yüz bin insana, dünyanın bütün problemleri onların problemi olmuş. Bu kadar beşeriyet adına düşünen, araştıran, ciddiyetle soruşturan ve ıstırap çeken bir millet görmedim hayatımda. ‘Ben problemimi hallettim, dünyadan bana ne’ demiyorlar. ‘Ben problemimi hallettim, şimdi başkaları için ne yapabilirim’ diyorlar. Lisan-ı hal ile bunu diyorlar. Paralarını, kendilerini geliştirmek ve başka insanların problemlerine yardımcı olmak için harcıyorlar. Sivil toplum örgütleri kurup, ellerinden geldiği kadar başkaları için de çözüm üretmeye çalışıyorlar. Mümin budur kardeşim; gayr-ı müslim mümin. Asr-ı Saadet öncesindeki muvahhidlere benziyorlar. İnsan olmuşlar, İslam olmayı bekliyorlar. Ben hayatımda Norveç kadar temiz bir ülke görmedim. Şehrin bende bıraktığı izlenim şu; ABDEST almış, namaz kılmayı bekleyen bir şehir. Bir şehir ABDEST almış olabilir mi? Evet. ABDESTLİ bir şehir... İnsanlar da öyle... Tertemizler. Giysileri, bakışları, ruhları herşeyleriyle tertemizler. Hayatımda bu kadar saf, pür, gerçek manasıyla insan olmuş bir millet ilk defa görüyorum. Norveç'te gözlerim dolarak, bu kavmin İslam'la müşerref olması için özel teheccüd namazı kıldım. Söylenmez ama söylüyorum. Niye söylemeyeyim? Herkes duysun. Evet Norveç'in İslam'la müşerref olması için gece kalktım Trondheim’de ve secde-i Rahman’a varıp gözyaşları içinde dua ettim. Niye etmeyeyim? O kadar sevdim onları. O kadar İslamiyet'e layık gördüm.”

Daha fazla söze ne hacet.....

Rahmetin Heykeli Olsaydı? - Senai Demirci

Ne güzeldir ki, biz yağmura rahmet deriz.
Yağmur yağarken rahmet yağıyor derdi dedelerimiz.
Diyeceğim o ki, yağmur rahmetin cisimleşmiş hali gibidir; rahmet heykeli gibidir her damla...
Bir düşün, rahmetin heykelini yapmaya kalksaydık nasıl bir şey yapardık..

Öyle bronzdan yahut taştan olmamalı o heykel; çünkü bronz da taş da meydan okur gibi durur insana.. hadi oradan dercesine tepeden bakar sana.. yanaştırmaz kendine.. ama rahmet öyle mi.. içinde o, içinin de içinde.. sırılsıklam sarmış seni... kanında, terinde, gözünde, yüzünde... yağmura bir bak, kıpır kıpır, şıpıl şıpıl yanında yörende.. gönlünce şekiller alır her damla.. rahmet de işte öyle sokulgandır; sessizce süzülür teninden içeri, parmak uçlarına basarak girer yüreğinin odacıklarına..

Sonra, rahmetin heykeli öylece hareketsiz duruyor da olmamalı. Hiç kıpırtısız duran bir şey küskün gibidir sana, vurdumduymazdır, seninle ilgilenmez, umurunda değilsindir onun. Ama rahmet öyle mi?.. sana doğru koşar rahmet, sen gelince kıpırdar, yakınlığını önemser, üstelik sen dursan da sana akar, eline yüzüne sarılır, seni okşar.. bak, yağmur öyle değil mi...
Rahmet de öyledir işte, gözüne yaş olacak kadar sırdaş, kanında dolaşacak kadar kıvraktır, hamarattır..

Hem sonra, rahmetin heykeli şeffaf olmalı.. ardını göstermeli sana.. kendini saklamamalı senden. içi dışı bir olmalı.. kabuğu, boyası, foyası, kılıfı, kabı, kapağı, kapısı, duvarı, kozası olmamalı.. içyüzü de dış yüzü de bir olmalı.. olduğu gibi görünmeli. göründüğü gibi olmalı.. öyle değil mi yağmur sahiden...

Rahmet de böyledir işte.. ince ve içten davranır sana. gizlisi saklısı yoktur. aranızdan su sızmaz.. kabı yok ve senin için her kaba girmeye razı... rengi yok ama her rengi giyinmeye razı. Tadı yok ama senin için her tada sızmaya razı.. şekli yok ama her şekle girmeye razı..

Rahmetin heykelini öyle şehir meydanlarına dikmek de doğru olmaz... o zaman ayrıcalıklı görünür, adaletsiz ve şefkatsizmiş gibi durur. O heykel her köşeden görünmeli, her sokağa girmeli, isteyen herkesin penceresinin önüne gelmeli.. öyle değil mi ya yağmur?
Rahmet öyledir işte, hiç beklemediğin anda geliverir başına.. başına gelenlerin en güzelidir.. herkesi eşitçe kucaklar, kimseyi kimseden ayırmaz. Fakiri de ıslatır, zengini de.. yetimi de sevindirir öksüzü de... her sokağa taşar, her çatıya iner...

İnsan yağmur gibi olmalı bence, herkesi ıslatabilmeli.. rahmeti kuşanıp herkese her şeye merhamet etmeli..
İnsan yağmur gibi yumuşakça inmeli yeryüzüne, kırıp dökmemeli, damla damla söylemeli, ince ince sevmeli... şefkatli olup kimseyi küçümsememeli, hor görmemeli, kimsenin dalını kırmamalı..
İnsan yağmur gibi bir görünmeli bir saklanmalı...öyle ince olmalı ki, ihtiyaç duyan onu dizi dibinde bullmalı, ihtiyaç bittiğinde hiç şikayetsiz ortalıktan kaybolmalı..

Yağmura rahmet diyenlere yağmur damlaları sayısınca rahmet okumalı..

Vesselam..


Senai Demirci

22 Eylül 2010 Çarşamba

İLK ABDEST



Şimdi ikisinin de elleri, dünyada Muhammedi öğretiye göre alınacak ilk abdestin içindeydi.


Dünyada Muhammedi abdesti alan ilk iki kişi: Sevgili Efendimiz ve eşi Hz. Hatice Annemiz.

Birbirlerine gülümseyerek baktılar ilk abdest öncesinde…

Suya vardılar sonra…

SU: Arınma…

SU: Uyanma…

Hatırlama… Dirilme…

Bunların hepsi suyla birlikte gelenlerdi…

Bu ellerle girişilen ilk kulluk temeli, işte suyun üzerine bu eksiksiz yönelişle atılıyordu.
Elleri suya değdi. 

Elleri kulluğa değdi.
Elleri rabbani aşka değdi ikisinin de…

hayatın ilk evi olan su, onları ilk Müslümanlar olarak içine buyur etti. İkisinin de ruhu, tertemiz arı duru bir başlangıca yazıldı. 
Su, ateşi söndürendi.

Su, rahmetti.

Onlar, bundan sonrasında kıyamete kadar kendilerini takip edecek milyarlarca insanın öncüsü olarak, niyetlerini suda yıkayıp, durultanlardı…

Suyla temizlenip, suyla duruldular. 
Sonra yine eşine gülümseyerek baktı Elçi.
Önce ağzına, sonra burnuna, sonra da tüm yüzüne suyun ferahlığıyla yepyeni bir diriltim gücü verdi.

Su, diriltici elleriyle değdiği her yeri yeni bir başlangıcın temeli kılıyordu. Suya değdikçe azaları, tek tek diriliyor, tek tek uyanıyor ve yeniden hareket kazanıyordu.
Kadını onu takip etti.

Su, eylemdi. 
Su, birinci hareketti…

Su, bedeni ve ruhani bir açılımdı her ikisi için…

Su, alçak gönüllü olandı.

Onlara kendi ahlakını açıp öğretti her bir rüknünde.

Su, toprağın içine işleyip, hep en derinlere kadar yol alandı.

Su, içlerine işledi, su içe işlemeyi öğretti onlara.

Su hafif zarifti.

Su öğretmenleri olup, onlara kimseye yük olmadan yürümeyi, en sert kayaların bağrından, en yalımlı dağların başından yol bulup da akmayı öğretti…

Akmanın ve zamanı geldiğinde taşmanın sırrını sudan öğrendiler…

Su sabırdı…

Seyri süluktu.

Onda keşfettiler halden hale geçmeyi. Vakti gelince kıvamında kaynamayı ve ölümden sonra basübadelmevt gibi buharlaşıp da göğe çıkmayı, suyun hallerinden bildiler…

Hatice Annemiz, abdestin her rüknünde, eşine bir kere daha aşık olurcasına, onu hayranlıkla seyrediyordu…

Bir aşk ve sadakat yemini gibi, gözlerini eşinden ve sudan ayırmadan, onu takip ediyordu…

Su takibi…

Su gayreti…

Su tanışması…

Su yemini…

Onlar doğumu ve ölümü su ile karşılayacak ümmetin ilki olarak ilk abdestlerini, Kıble istikametine yönelik bir tevhid eylemi kılmışlardı…

Bu akşam suya dokunurken, ilk abdest alan kişileri de hatırlayarak konuşun su ile…

Olmaz mı?



Yağmur - Nurullah Genç

YAĞMUR

Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur
Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur
Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
En müstesna doğuşa hamiledir kainat


Yıllardır boz bulanık suları yudumladım
Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım



Hasretin alev alev içime bir an düştü
Değişti hayel köşküm, gözümde viran düştü
Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü


http://i48.tinypic.com/ogcqz6.gif

İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin
Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla
Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin
Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla
Evlerin arasına dikilir yesil bayrak
Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak


http://www.floridaleisureblog.com/wp-content/uploads/2010/08/Mansoon_Rain.gif

Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım
Heyûla, bir ağ gibi ördü rüyalarımı
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydim

Hareketli Yağmur Resimleri_9,Hareketli, Yağmur, Resimleri, gif, animasyon, en, güzel, manzara, yağış, yağma, su, rain, falling, scene, picture,

Yağmur, gülsenimize sensiz, baldiran düştü
Düşmanlik içimizde; dostluklar yaban düştü
Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe
Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü

Hareketli Yağmur Resimleri

Bir güzide mektuptur, çağlarin ötesinden
Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına
Yayılır o en büyük mustu, pazartesinden
Beyazlik dokunmuştur gecenin siyahina
Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin
Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin

Hareketli Yağmur Resimleri,Hareketli, Yağmur, Resimleri, en, güzel, yağmur, resmi, resimi, resşm, gif, animasyon, yağış, yağması, yağışı, manzara, rain, falling, picture,


Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım
Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamiş, mazide
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydim

Image Hosted by ImageShack.us


Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü
Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü
Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin
En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü


Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan
Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar
Mutluluk nağmeleri işitirler Hiradan
Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar
Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri
Paramparça, ateşler sahinin hayalleri


Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım
O mücella çehreni izleseydim ebedi
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım


Yağan yağmur manzarası hareketli

Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü
Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü
Katil sinekler deldi hicabın perdesini
İstiklal boşluğunda arılar nadan düştü
Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında
Tablosunu yapardim yıkılan her kulenin
Ebedi aşka giden esrarlı yollarında
Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin
Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü
On asırlık ocağın savururdum külünü


Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım
Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım


Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü
Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü
Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara
Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü



Badiye yaylasında koklasaydım izini
Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar
Seninle yıkasaydım acılar dehlizini
Ne kaderi suçlamak kalırdı ne intihar
Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya
Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya

http://img26.imageshack.us/img26/7296/yagmurya1rc3.gif


Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım
Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım

Hareketli Yağmur Resimleri,Hareketli, Yağmur, Resimleri, en, güzel, yağmur, resmi, resimi, resşm, gif, animasyon, yağış, yağması, yağışı, manzara, rain, falling, picture,


Haritanın en beyaz noktasına kan düştü
Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü
Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi
Hakların temeline sanki bir volkan düştü

http://img214.imageshack.us/img214/149/22935125145172211580782me2.gif


Firakınla kavrulur çölde kum taneleri
Ahuların içinde sevdan akkor gibidir
Erdemin, bereketin doldurur haneleri
Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir
Şemsiyesi altında yürürsün bulutların
Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların

http://img178.imageshack.us/img178/1295/lluviand5.gif


Devlerin esrarını aynalara sorsaydım
Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım



Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü
İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü
Güvenilen dağlara kar yağdi birer birer
Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü

Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini
Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir
Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini
Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir
Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından
Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından

YağmuR resimLeri ..!


Madeni arzuların ardında seyre daldım
Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini
Senin için görülen bir düş de ben olsaydim



Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü
Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü
Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali
Hazindir ki; dertleri asmaya umman düştü


Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır
Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur
Sensiz doğrular eğri; beyaz bile karadır
Sesini duymayanlar girdabında boğulur
Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin
Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin

Hareketli Yağmur Resimleri,Güzel, Yağmur, Resimleri, en, güzel, en, yeni, resim, resmi, resimler, gif, haraketli, manzara, yagış, yağışı, yağması, falling, rain, picture, ,


Saatlerin ardında hep kendimi aradim
Bir melal zincirine takıldı parmaklarım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım


Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü
Sensiz kıtalar boyu uzayan vatan düştü
Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül
Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü


Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde
Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray
Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin
Mekanın fırçasında solmayan resim senin

Hareketli Yağmur Resimleri,Güzel, Yağmur, Resimleri, en, güzel, en, yeni, resim, resmi, resimler, gif, haraketli, manzara, yagış, yağışı, yağması, falling, rain, picture, ,


Yağmur, birgün elimi ellerinde bulsaydım
Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım


Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü
Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü
İniltiler geliyor doğudan ve batıdan
Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü


Islaklığı sanadır ahımın, efgahımın
İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler
Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın
Nazarın ok misali karanlıkları deler
Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin
Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin


Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım
Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım


Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü
Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü
Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün
Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü

http://i39.tinypic.com/2ns5j5w.jpg


Nefsinle yeniden çizilecek desenler
Çehreler yepyeni bir degişim geçirecek
Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler
Anneler çocuklara hep seni içirecek
Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin
Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin

Yağmur Resimleri


Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

Sarı Yapraklara Dökülürken


Kardeşler arasında heyhat, su-i zan düştü
Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü
Şarrkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın
İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü


Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Dokunduğun küçük bir nakiş da ben olsaydım
Sana sırılsıklam bir bakiş da ben olsaydım
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım.

Nurullah Genç