"..... ALLAH size güçlük çıkartmak istemez, Ancak O sizi Tertemiz / Ak pak/Arı duru kılmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister, Umulurki şükredersiniz "

19 Şubat 2008 Salı

SU SIZIYOR - SU SIZLIYOR



Sızıyı gideren su.

Suyun sızladığını kimseler bilmez.

BİR YUSUF MASALI: YEDİNCİ BAB SUYUN SIZLADIĞIDIR

BİRAZ GÖZYAŞI ALIRMIYDINIZ






























Garip bir hal yaşıyordu son dönemlerde.Duaya el açtığında göz pınarları coşuyordu.Oysa erkekler ağlamaz diye öğrenmiş;ağlamanın zafiyet,acizlik,çaresizlik olduğu yönünde toplumsal empozelere maruz kalmıştı.Karanlığı,geceyi,sükûtu seviyordu.Odanın ışıklarını söndürdü.Koltuğun arkasına itina ile yerleştirdiği okuma lambası haricinde dış dünyaya çekti perdelerini.Satırlarda dalgalanan okyanusa açılmaktı niyeti.Radyo;lise yıllarından beri vazgeçilmez arkadaşıydı.Karıştırdı FM dalgasını.Minik Serçe şakıyordu:“Ağlamak güzeldir/Süzülürken yaşlar gözünden sakın utanma!”

Hay Allah’ım ya!.Yine mi ağlamak?.Biraz daha karıştırdı.Sanat Musikisi olmalıydı şöyle.Hani şu temiz aşklar sahnelenen Yeşilçam klasiklerinden birinin müziği mesela:“Duydum ki unutmuşsun gözlerimin rengini/Yazık olmuş o gözlerden sana akan yaşlara”

Yine gözyaşı!..Ufffff...Yok mu şöyle şıkır-mıkır oyun havası,enstrümantal bir şeyler falan? Anlaşılan olmayacak.İyisi mi kapamak radyoyu.Taktığı konu varsa,yemez-içmez araştırır üstüne giderdi.
Ağlamaya,gözyaşına takmıştı bir kere.Ayet-hadis bulmalıydı.Bir konu ayette, hadiste varsa kıymetliydi.
Hayatın içinde yaşanıp da Hayat Kitabında olmayan konu olur muydu hiç?Çağın en büyük nimeti saydığı internetten taradı ayetleri,hadisleri.Bulduklarını yavaş yavaş okuyor, düşünüyordu:

-Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz?(Necm-60)
-Hiç kuşkusuz, güldüren de O'dur,ağlatan da.(Necm-43)
-Kazanır oldukları yüzünden artık az gülsünler,çok ağlasınlar.(Tevbe-82)
-Bildiğimi bilseydiniz;az güler çok ağlardınız!/Hz.Muhammed(a.s)

Rasül neden böyle demişti?...O’nun bildiğini bilmeye kimin gücü yeterdi ki?O özel bir varlıktı. O halde neyi işaret etmek istemişti?..Ayetleri,hadisleri bazen mantık önermeleri gibi ele alır,kelimeleri,cümleleri farklı yerlerde düşünüp yeni anlamlar yakalamaya çalışırdı.Buldum dedi,buldum!.. demek olamaz mıydı?... Üstelik Hakka Erenler tatlı bir hüzün ve gözyaşını kuşanmışlar;şiir,ilahi,kasidelerde kutlu bir anlam yüklemişlerdi gözyaşına.Gece yarısı okuma sonrası içlenince ilhamlar hissederdi.Kendinde yaşıyordu tespit ettiği manayı.Başkaları ne der,diye düşündü.
Ne derlerse desinler,hüküm kalbe göreydi madem,madem ki kalp Nazargâh-ı İlahi idi,böyleydi işte.
Hem herkes kendi yaşıyordu,başkalarının yargısına ne hacet?!..

Sonra yürek titremesi diye bir kavram çıktı önüne:“İnanmış olanlar ancak o kişilerdir ki,Allah anıldığında yürekleri ürperip titrer ve onlara Allah'ın ayetleri okunduğunda,bu onların imanlarını artırır.” (Enfal-2)

Yürek neden,nasıl titrerdi? Gazze-Batı Şeria bombalanırken,Güney Asya’da binlerce insan tsunamiye kapılırken;mazlumların,açların,gariplerin haberlerini izlerken içlenmesi miydi? Yoksa daha farklı bir şey mi? Kalp titremesinin dışa vurumu;gözyaşı mıydı yoksa?Bunu Medine’de,Mescid-i Nebevi’de yaşamıştı bir Ramazan akşamı.İmam,Yusuf Suresinden okuyor,kuyuya atılma ayetine gelince sesi titriyor,hıçkırıklara boğuluyordu.Mihraptan yayılan hüzün bulutu dalga dalga kaplıyordu cemaati.
Topluca titriyordu yürekler.Yine gözyaşına çıkmıştı yolu.

Mesnevi’ye baktı biraz. Bakalım Aşkın Sultanı gözyaşı için ne diyordu?...Ooooo!...Neler demiyordu ki, Mevlana’nın hıçkırıkları duyuluyordu sayfalarda. Aşkla gözyaşı asırlardır yapışık ikizdiler.Mevlana sırılsıklam aşıktı Şems’e... Büyük aşığın iniltilerini,hasretini duydu cümlelerde:

-Akarsu neredeyse orası yeşerir. Gözyaşı varsa rahmet gelecektir.
-İki deniz olan gözlerin incilerle dolsun istersen,gam toprağından gözüne sürme çek de ağla.
-Dal,ağlayan buluttan yeşerir.Mum ağladıkça aydınlık artar.
-Tevbe tohumunu gözyaşı ile sulamazsan rahmet meyvesi nasıl beklersin?

Evliya Sözleri kitabına yöneldi.Şemseddin Yeşil,Allah Dostlarının aşklarını ne güzel de akıcı bir üslupla anlatmıştı..Bazen yaptığı gibi rast gele açtı sayfayı,parmağını koyduğu ilk satırı okudu:Ağaçlar meyve vermek için iki şey bekler:1-Güneşin Harareti.2-Semanın Yağmuru.Vahdet Ağacından Marifet yemişi yemek istersen iki şey gerek:1-Allah aşkının hararetiyle yanan bir Kalp.2-Gözlerinden akan yaşlar...

Gece neyse de güpegündüz göğsü sıkışıyor,içinde kaynayan volkan,yana yakıla patlamak istiyordu. O saatlerde sudan bahanelerle kaçardı kuytu köşelere.Kentin en gözde türbesine yol uğrattı ikindi vakti. Servili mezarlıkta huzur buluyordu.Birkaç ziyaretten sonra tam ayrılmak üzereyken cami avlusunda zamanla alay eden çınarlar altında gördü O’nu.Büyük sürprizdi karşılaşmaları.Mütevazı,nur yüzlü ihtiyarın elini öpmek istedi.Hafifçe kucakladı ihtiyar,el öptürmedi.Daha önce Onu bir başka şehirde görmüş ama içine sürüklendiği gerginlik nedeniyle istifade edememişti.Böylesi öze ermiş kimseler sessizce dinlenmeliydi. Soru sormak bile kayıp olabilirdi o an.Hal-hatırdan sonra ihtiyar sakin bir tonda başladı anlatmaya:
-Bir hayvan gördüm az önce..Kuş mu desem,kelebek mi?.. Acayip bir mahluk.Çiçekten çiçeğe, duvardan duvara konuyor,içecek su,yiyecek kırıntı arıyordu.Su da,yiyecek de yanı başındaydı ama göremiyordu mübarek!…

Büyükler böyle mecazlarla konuşurdu.Kuş yada kelebekte kim bilir neler saklıydı.
-İnsan da böyledir…Bazen yanı başındaki hazineyi göremez değil mi?.İyi bakmak gerek..Görmek gerek..Görüp de istifade etmek gerek..
Eyvallah, dedi..
-Allah’ı seviyor musun?..Duada için titriyor,namazda seccadeden yıldızlara seyahat edebiliyorsan Allah’ı seviyorsun demektir. Ama yetmez senin Allah’ı sevmen!.. Bakalım Allah seni seviyor mu?..

Beyni zonkluyor,başında ateşler yanıyordu.Ayak üstü ne ağır bir noktaya gelmişti sohbet!.Sesi titreyerek sordu:”Nasıl anlarım Allah’ın beni sevdiğini?” Sormasa mıydı yoksa!..Ya ağır bir görev yüklerse şimdi,ya yeni bir sınava kapı aralarsa nice olurdu hali? Soru ile başına iş alabilirdi,ama sormuştu bir kere.İhtiyar iki parmağını gözlerine götürüp yere doğru yavaş yavaş indiriyordu.Bir iki defa tekrarladı bu hareketi.

-Anladın mı?..Gözlerin yaş döküyorsa bil ki seviyor!..Çorak toprak yağmura susar değil mi?Toprak kuraklıktan çatlar,inler,kurur.Bulut yağmur bırakırsa,yer sevildiğini anlar! Kendinden semaya yönelince akar göz yaşı...İşte o semanın,meleklerin ikramı sana!..Göz yaşı senden akar sanırsın,semadan akar, melekler akıtır onu...Yaşlı nineler torunlarına öğretir ya;her yağmur tanesini bir melek indirir hani! Göz yaşını da melek indirir!..

Olduğu yerde öylece kalakalmış,yolu yine gözyaşına çıkmıştı.Vakit mesai sonlarına doğru ilerliyordu.
İstiyordu ki dede daha çok anlatsın.Bir yandan da sorumluluğu vardı,göreve dönmeliydi.Destur istemek bile ayıptı şimdi.Ama nasıl söylesindi? İyisi mi susmak, beklemekti.Gönül ehli bilirdi insanın içini.Akşam ezanı yaklaşırken dede camiye yöneldi:
-Dön artık...Daralırsan buraya akşamda,yatsıda uğra... Buralarda olurum ben.Allah’ı sev, O’nun da seni sevdiğini sinende hisset oldu mu?..
Burnunun dibindeki nimeti fark edemeyen kelebek(…) Allah’ı sevmek(…) Sevildiğini bilmek(...) Ve yine gözyaşı.Dakikalara hikmetler sığmıştı.Dini yayınlar satılan çarşıları seri adımlarla geçti.Kasetlerden ilahiler taşıyordu:
-Ağlar Yakup ağlar Yusuf’um deyuuuu....
-Medineye varamadım/Gül kokusun alamadım/Ben Rasüle doyamadım/Yaralıyım yaralıyım/Hacerul Esvedin taşı/Akıttı gözümden yaşı/Bulunmaz Rasülün eşi/ Yaralıyım yaralıyım.

Yağmur çiseliyor,melekler belirlenmiş noktalara taneler bırakıyordu.Meşhur ilahiyi mırıldanarak bindi dolmuşa:

Gece gündüz döne döne
İstediğim Hak’tır benim
Allah deyip yana yana
İstediğim Hak’tır benim

Yoluna terk edip canı
Akıtıp gözümden kanı
Ah eyleyip dünü günü
İstediğim Hak’tır benim

Münkirler aşk halin bilmez
Münafıklar yola gelmez
Ağlar bu gözlerim gülmez
İstediğim Hak’tır benim

Kor olayım kül olayım
Taşkın akan sel olayım
Çiğneneyim yol olayım
İstediğim Hak’tır benim

Mehmet DOĞRAMACI

SULARLA SINANMAK 1-2

















SULARLA SINANMAK 1

Yaratılıştan bu yana en temel öge olan su, imtihanlarımız içerisinde de önemli yer tutar. Tarihin her döneminde, suyla imtihan vardır. Bazen bereket,bazen felaket olmuştur su, insanlık için. Kur�an, su ile imtihan olanlarla doludur. Su ile gelen felaketler,su ile ulaşılan başarılar vardır yüce kitapta.
Suların Annesi, İsmail�in Annesine

İlk su imtihanı Hacer ile Zemzem arasındadır. Çölün ortasında bebeği ile susuz kalan Hacer�in mücadele hediyesi olarak Zemzem bahşedilmiştir ümmete. Zemzem suların annesidir. Kıyamete kadar gelecek olan tüm insanlığa yetecek kadar bereketli ve lütufkârdır. O sadece bir su değil,aynı zamanda açları doyuran sofra,hastalara şifa kaynağı bir iksirdir.

Zemzeme ulaşmak için Hacer gibi gözü kara bir tevekkül sahibi olmak gerekir. Eşine dönüp �Beni bebeğimle buraya bırakmanı Rabbim mi istedi?� sorusuna�Evet�yanıtını aldıktan sonra,� Öyleyse haydi git. Allah bize yeter!.. �diyebilecek kadar tevekkül.Bu tevekkülün armağanı da Zemzem gibi mucizevi bir su. Hacer ve oğlu, sabır ve tevekkülü içeren su sınavını kazandılar. Peki ya diğerleri?..
Endülüs; Gemileri Yakanlarındır

İspanya�nın fethi sırasında,gemilerle karaya çıkan Tarık Bin Ziyad; gece gizlice limana gelip tüm gemileri ateşe verir. Ordu şaşkınlıkla limana koştuklarında elinde meşalesiyle komutanlarını görürler. Şöyle seslenir onlara: �Gemileri de yaktım. Silin aklınızdan geri dönüşü. Ya burada İslam�ın muzaffer olması için çarpışacak, Şehid olacaksınız ya da denizde boğulacaksınız!.. Başka çıkış yok�
Bu sınav da kazanılır ve İspanya fethedilir.
Nehir Geçip Su İçmemek

Kur�an�a baktığımızda ise Davud kıssasında, başka bir ordu ve komutanını anlatılır. Çölde süzülen ordu için susuzluk baş gösterir. Kur�an bu kıssayı şöyle anlatır:�Tâlût, İsrailoğullarına öğütte bulundu. Onlara şöylece seslendi: "Allahu Teâlâ sizi bir nehir ile imtihan ediyor. O nehirden içen, benden değildir. Ondan eli ile ancak bir avuç içen bendendir" dedi. Onların pek azı müstesna, diğerleri içti. Tâlût ile iman edenler nehri geçtiklerinde: Bugün Câlût ve askerlerine karşı duracak takat bizde yoktur dediler. Allah'a kavuşacaklarını bilenler. Nice az bir topluluk vardır ki, Allah'ın izni ile daha çok olana galip gelmiştir. Allah, sabredenlerle beraberdir. ' dediler. " (el-Bakara, 2/249)

Amâlika ordularının başında Câlût (Golyat) bulunuyordu. Câlüt'un ordusuyla karşı karşıya gelen mümin kitle söyle dua etti: "Ya Râb, üzerimize sabır ve sebat ihsan eyle, ayaklarımızı sabit kıl ve kâfir kavme karşı bize yardım et. " (el-Bakara, 2/250)nefsine hükmetmeyi bilmeyen, adalet ile hükmetmeyi nasıl becersin?.Bu talimatı başaramayan, diğer talimatlarda nasıl dirayetli olsun? Burada asıl maksat;
nehirde su içmemek değil, imkânlar ortasında bile imkânsız gibi dirayet kazanmayı öğrenmektir. Talut ve orduları işte onu başardığı için zafer kazanır.
Rasul�ü Her ŞeyeTercih etmek

Su sınavını kazananlardan biri de Ebu Zer...Onu Ebu Zer yapan şeylerin arasında,su imtihanı başarması yer alır. En çok sevdiği şeyi nefsinden önce Rasule vermiştir. Çölde kaldığı, sıcak ve susuzluktan bunaldığı bir savaş arefesinde ,yağmur sularıyla dolu buz gibi bir kaya kovuğu bulur.Su kırbasına o suyu doldurur.Kendi içmeye kıyamaz.Peygamberimiz o sıcakta kendinden daha layıktır buz gibi yağmur suyuna.Çölde saatlerce ilerler.Yarı baygın kafileye yetişir.Konaklama yerine ulaştığında bayılır.Sahabe ve Rasul, koşarlar yanına. Su içirirler, kendine gelir.Bakarlar ki kırbası su dolu şaşkınlıkla sorarlar �Neden içmedin bu suyu?�Der ki �O kadar tatlı ve güzeldi ki Rasulullah�a hediye etmek istedim.� Bu hali görüp gözyaşlarını tutamayan Peygamber, öyle bir dua eder ki,orada olanlar ağlar. Cennet müjdesi alınmıştır artık.
Kıyamete Kadar Tekrarı İmkânsız Olay

ll.Mehmet�i Fatih Sultan Mehmet yapan da su sınavını başarıyla aşmasıdır. Yüzyıllar öncesinden Rasulullah�ın hadisi ile övülmüştür.�Konstantiniye fethedilecektir. Onu fetheden ordu ne kutlu ordu!O komutan ne kutlu komutandır!�.Kimsenin cesaret edemediği Haliç�e gemileri �Allah bana yeter�duasıyla aşıran Sultan Mehmet�tir.Bu olay hakkında uluslararası bir ansiklopedi şu notu düşer: Kıyamete Kadar Tekrarı İmkânsız Olay!.. O da diğerleri gibi suyla sınavı geçmiş ve Fatih Sultan Mehmet olarak dünya tarihinden Bizans�ı silmiş,insanlığa İSLAMBUL armağan etmiştir.
Sudan Selamete Çıkanlar

Yunus su imtihanını �La ilahe ente sübhaneke inni küntü minezzalimin �diyerek aşmış. Hz.Eyyub için ise su, sabrının mükâfatı olarak verilmiştir. Kendisine verilen kaynak suyu ile yıkanan o yüce Peygamber hem hastalığından şifa bulmuş,hem de kendinden sonra gelecek tüm insanlığa kaplıca suyunun şifasını işaret ederek tedavi metodu sunmuştur. ( İşte yıkanacak bir yer, işte içilecek soğuk bir su!..." dedik) Sad/42

Osmanlı imparatorluğu döneminde bazı ruh hastalarının su sesi ile tedavi edildiklerini biliyoruz. Bir hadiste �Denizi seyretmemiz� buyurulur. Oradaki dinginlik ve ferahlık çoğu zaman terapi etkisi yapar kişilerde.

Mevlana mesnevisinde suyu şöyle sunar:� Yağmur pis şeyleri arıtmak için gökten yağar. Suda binlerce ilaç gizli. Ağaçlara gider meyve olur,içilir ilaç olur,deniz olur gemileri taşır. Yeryüzünün yetimlerini su besler�.(Mesnevi6-.cilt)Oysa yağmur ile helak olan binlerce kavim vardır. Ad kavmi gibi.Ya da yağmurun bereketiyle yeniden yeşeren kavimler.

Ecel Kapısında Kardeşini Tercih

Su sınavını kazananlardan biri de Bedir şehitleridir. Mümin kardeşini öz nefsine tercih eden şehidler. Bedir savaşı sırasında son nefeslerini vermek üzere olan şehidlere su götüren bir sahabe, diğer yanda inleyen kardeşini fark edince �ona götür �deyip kendisi susuz şehadet eden. Diğerine götürdüğünde ise, başka bir şehidin içmesi için kendinden vazgeçerek,susuz ölen.3 şehidi unutabilir miyiz?..Bir yudum dahi su içemeden, kardeşini kendilerine tercih eden bu sahabelerde su sınavını en güzel şekilde aşmışlardır.
Suya Doyamayan Rasül Torunları

Ya Kerbela!..Çölün en kurak yerinde susuzluktan kırılan, inanılmaz bir katliam kerbela...
Olayı kısaca özetlersek; İbn_i Ziyad; Hür bin Yezid�e bir mektup yolladı. Mektubun içeriği söyle idi: �Bu mektubum sana ulaşır ulaşmaz ve elçim senin yanına gelir gelmez, Hüseyin�i baskı altına al ve onu sığınak ve suyu olmayan bir çöle sür.� Hür bin Yezid, İbn-i Ziyad�ın emri doğrultusunda İmam Hüseyin (a.s)�ın kafilesini �Kerbela� denilen bölgede durdurdu. Ertesi gün Ubeydullah bin Ziyad�ın elçisi olan Ömer Bin Sa�d da dört bin savaşçıyla Kerbela�ya geldi.

Hz. Abbas Bin Ali (a.s) de savaşarak İmam Hüseyin�in evlatlarına su getirmek için gayret gösterdiği bir sırada, düşmanın kalleşçe saldırısı neticesinde, canını İmam Hüseyin (a.s)'in yolunda feda etti.

Kerbela katliamı hâlâ ümmetin yüreğinde bir sızıdır.Susuz çölde şehid olan binlerce Müslüman�ın hatırası,Su sınavında kaybedenler ve kazananları taşır günümüze....

Şunu hatırlatmak gerekir ki, Hür bin Yezid, İmam Hüseyin�in şahadetinden önce, kendi yaptığından pişman olup tövbe etti ve İmam (a.s)�ı savunmak üzere şahadete erişti.[25]

Adalet nedir?Ağaçlara su vermek. Zulüm nedir?Dikenlere su vermek. Adalet bir nimeti yerine koymak demektir,her su içen tohumu sulamak değil.Zulüm, bir şeyi yerinde kullanmamak,layık olmadığı yere koymak demektir.Bu da ancak belaya vesile olur. (Mesnevi)

SULARLA SINANMAK 2






















Babayla Evladı Ayıran Su

Su sınavı zorludur. Bazen babayı evladından ayırır. Safları keskinleştirir. Hz. Nuh ve oğlu Kenan gibi. Babasının halkın alaylarına rağmen yaptığı gemiye,o da halk gibi gayri ciddi bakan, sel sırasında yüksek bir yere çıkarak Allah�ın gazabını hafife alan Kenan...Kenan�ın bu inadı, su sınavında canına ve imanına mal olurken, babası ve ona inananların da bu sınavı başarmasına sebep olmuştur.

Gemi, içindekilerle birlikte dağlar gibi dalgalar içinde akıp gidiyordu ve Nuh ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna: " Ay oğlum, gel bizimle beraber bin, kâfirlerle beraber olma!" diye seslendi. O: " Ben, beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım." dedi. Nuh: " Bugün Allah'ın emrinden koruyacak yok; meğer ki O rahmet ede!" dedi, derken dalga aralarına giriverdi ve o da boğulanlardan oldu." Nuh Rabbine seslenip: "Ey Rabbim, " elbette oğlum benim ailemdendir, Senin va'din de kesinlikle haktır ve Sen hakimlerin en iyi hükmedenisin!" dedi. Allah: "Ey Nuh, O, asla senin ailenden değildir. O, doğru olmayan bir iştir. O halde bilmediğin bir şeyi benden isteme! Ben, seni cahillerden olmaktan men ederim." buyurdu. Nuh: " Ey Rabbim, senden bilmediğim şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer sen, beni bağışlamaz ve bana merhamet etmezsen hüsrana düşenlerden olurum!" dedi. (Hud/41-47)
Selle Yok Olan Bir Medeniyet

Su nimettir. Fakat imtihan neticesinde felakete dönüşebilir. Tıpkı Sebe halkı gibi. Sebe Suresi Kuran�da mevcuttur. Yemen�de yaşayan bu halk Atana nehri üzerine kurdukları devasa baraj ile çölün ortasında yemyeşil bir dünyaya kavuşurlar.620 metre uzunluğundaki bu baraj sayesinde şehri sağdan ve soldan kuşatan iki yemyeşil alana sahiptiler. Ekonomileri tarıma dayanıyordu. Böylelikle inanılmaz bir refaha kavuşmuşlardı. Kendilerine gönderilen Peygamberin uyarılarını dinlemeyen bu nankör halkı Kuran şöyle anlatır:�Andolsun Sebe halkının oturdukları yerden de size bir ibret vardır. Evleri sağdan ve soldan iki bahçeliydi. Ancak, onlar nankörlük ettiler. Biz de onlara Arim selini gönderdik.(Sağ ve soldan bahçe iki vadi arasındaki Magrip şehrinin etrafındaki yeşil alanlardır) Demiştik ki: Rabbinizin rızkından yiyin ve şükredin.Onlar yüz çevirdiler.Onların iki bahçesini (bunlar devasa tarım alanlarıdır) buruk yemişli,acı ılgınlı,içinde az bir şey sedir ağacı bulunan iki bahçeye dönüştürdük.Nimetlere nankörlük edenlerden başkasını cezalandırmayız.�(Sebe s.15-17)

Kuranda Seylül Arim diye adlandırılan bu felaketin adı da ilginçtir. Zira, Arim kelimesi �Baraj� ya da �set� manasına gelir. Seylül Arim ise �setin yıkılması� demektir. Tüm ülkeyi mahveden büyük sel neticesinde çölleşme başlamış,Sebe halkının en önemli gelir kaynağı kurumuş, selde binlerce insan ve hayvan telef olmuştur. Ardından geriye kalan birkaç kişi de Mekke ve Suriye�ye göç edip o şehri kuş uçmaz bir halde bırakmıştır. Oysa, onlardan istenen, sadece İman ve şükürdü. Şükür, dille olan değil, yaşamla olan şükürdür.Hayatın bereketidir şükür.Siz fiillerinizden ve yaşamınızdan şükrü çıkardığınız anda, çölleşme başlar ve kalbinizdeki pek çok güzellik Mağrip halkı gibi göç eder uzak ülkelere...
Helak ve Mucizenin Adresi: Kızıldeniz

Medeniyetler tarihinin en köklü uygarlığı Mısır�dır. Mısır uygarlığının temelinde dünyanın en büyük doğa harikalarından biri vardır: Nil nehri...

Nil�in sayesinde Mısırlılar yağmur mevsimine bağlı kalmadan tarım yapabilmişlerdir. Nil, boydan boya ülkenin ortasından akar gider.Bu stratejik önem nedeniyle Nil�i elinde tutan hayatı da elinde tutardı. Hükümdarlar da bu yolla hakimiyet kurdular ve onlara Firavunlar dendi...Firavunların çok tanrılı sapkın bir inançları vardı,sıkı sıkıya bağlı oldukları.Bu taassup, Hz. Yusuf gibi uyarıcıların gelmesiyle azalsa da,Hz. Yusuf�un ölümünden sonra İsrailloğullarının köleliği başlamıştır.Bu dönem Hz Musa�nın Mısır�a elçi yollanması ve İsrailoğullarının Mısır�dan ayrılmasıyla son bulur.

Firavunlar zorba,baskıcı ve acımasızdılar. Kendilerini ulu bir varlık olarak görmekte ve göz kırpmadan kan dökmektedirler. İçlerinden sadece biri, 4.Avonofis, adını Aton koyduğu bir tek tanrıya inanılmasını savunmuş,fakat Avon rahipleri tarafından öldürülmüştür.

Ardından başa geçen Ramses, İsrailoğullarına işkenceye başlamış,çocukları öldürmüş,şehirleri yakmış inanılmaz işkenceler icad ederek, zulmün merkezi olmuştur. Nihayetinde ise Hz. Musa ile mücadeleye girmiş ve Hz. Musa�da yanına İsrailoğularından kendine inanan ortalama 600 bin kişiyi alarak şehri terk etmiştir. Bu kaçısı fark eden Ramses, ordularıyla beraber peşlerine düşerek onları Kızıldeniz kıyısında yakalamıştır. İşte o anda, bazı imanı zayıf İsrailoğulları Hz. Musa�ya şöyle der:�Biz orada köleydik işkence görüyorduk ama en azından yaşıyorduk.Oysa şimdi hepimiz öleceğiz�
Bunun üzerine Hz. Musa, Kuran�da Şuara suresinde şöyle der:�Hayır şüphesiz Rabbim benimle beraberdir.O bana bir yol gösterecektir.� Yine gözü kara bir tevekkül görüyoruz.Su sınavında ancak böylesi bir tevekkül başarı gösterebilir.Ardından şöyle buyurulur: �Musa�ya asanla denize vur dedik. Deniz yarıldı ve her parçası kocaman bir dağ oldu.Musa�yı ve onunla beraber olanları kurtardık. Diğerlerini boğduk. Bunda bir ayet vardır.�(Şuara 62-68)Ve bu müthiş sınav şöyle bitirilir:

Kuran�da� SULAR ONU BOĞACAK DÜZEYE ULAŞINCA FİRAVUN �MUSA�NIN RABBİNE İNANDIM� DEDİ...ŞİMDİ OYLE Mİ? OYSA SEN ÖNCELERİ İSYAN ETTİN BOZGUNCULUK ÇIKARDIN, ŞİMDİ SENİ SENDEN SONRAKİLERE İBRET OLMAN İÇİN BEDENİNLE KURTARACAĞIZ. (Yunus 91-92)

Emek-Cihad Sembolü;Ter,Hüzün-İman Sembolü;Gözyaşı

Gözyaşı da bir sudur...Kutsaldır. Ter de sudur, kutsaldır.. Onların Allah için,Rızık için aktığı her alan da kutsaldır.
Bizim imtihanımız içinde de en önemli su sınavı belki de bu ikisidir.�Hiçbir top tüfek başaramaz seher vakti gözyaşının yaptığını...Düşman mahveden silahları yok eder bir müminin gözyaşı.�derler. Gözyaşı günahı siler,gözyaşı kalbi yıkar,gözyaşı insan olduğunuzu anımsamanızı sağlar.� Bulut ağlamadıkça yeşillik güler mi,çocuk ağlamadıkça süt pınarları coşar mı?Çok ağlayınız ki Allah�ın rahmet pınarları coşsun. Nebi neden �çok ağlayın � dedi, anla artık.�(Mesnevi)

Ter de kutsaldır. Rızkı için çalışan birinin teri, eğitim için çalışan bir öğrencinin teri,evladını yetiştirmek için koşturan bir annenin teri. Her damlası inci tanesi kıymetinde olan bu sular, cennetin anahtarı,şefaatin tek sebebidir. Medine�ye hicreti esnasında kendini karşılamaya gelen Medineliler içinde,çalışmaktan elleri nasır bağlamış bir ihtiyarı gören Peygamberimiz, adamın ellerini, elleri arasına alır ve havaya kaldırıp şöyle der: �Bu eller cehennem görmez.�

Bir ekmek parçası yere düşmüş görsek, hemen besmele çekerek yüksekçe bir yere kaldırırız. Buğdayken kutsal olmayan tahıl,ekmek iken neden kutsallaşır? Öpüp alına konulur düşündünüz mü?Çünkü bir başak tanesi ekmek oluncaya dek ,üzerine dökülen ter ve emek onu kutsallaştırır.Orada yerden alınıp yukarıya konulan ekmek kırıntısı ,aslında tere, yani emeğe olan saygıyı ifade eder.

Su sınavı başlangıçtan bu yana sürmüş ve sürecektir.Bu sınav çoğu zaman iyi ile kötünün,başarı ve mağlubiyetin çarpışmasıdır.Safların belirginleşmesi,imanın imtihan edilmesidir.İki damla gözyaşı çok zaman siliverir dağlar kadar günahı.

Bu hafta tüm nesillerin sınavı olan su sınavını değerlendirmeye çalıştık.Bir hastaya zemzem verirken aklıma geliveren su sınavı, benim de o hastamı kaybetmem ile başka sınavlara yelken açmama neden oldu.Babacığımı bu yazımı yazdığım sırada ebedi âleme uğurladım. Bu nacizane yazımı Ona ithaf ediyorum.Okuyan ve yararlanan tüm kardeşlerden Onun ruhuna bir fatiha murad ediyorum.

Rabbim son nefesimizde de su sınavımızı başarıyla geçmeyi,iman ve zemzem ile ölmeyi,susuzluk çekmeden vefatı nasip etsin cümlemize.

Arzum Gürel

15 Şubat 2008 Cuma

SU İLE DUR


http://www.resimcity.com/data/media/95/www.resimcity.com_doga_resimleri_2_2.jpg

Dur! Bir dağ gibi!
Sabırla dur!
Uhud’u terk etmeyen yeminlerine sadık okçular gibi DUR!
Göğü yere bağlayan, yeryüzüne çakılmış sağlam bir çivi gibi DUR!
İçinden 10’a ve O’na kadar say!
Kalbini Rabbine aç. İnşirah insin kalbine. Kalbini şerh eden dua defterlerini tut.
Bir su bükücü gibi su damlalarından maharetle yaptığın o su zırhını giyin. Abdest al. Unutma su, senin sırdaşındır, suyun o ipeksi direnç dilini, bir sen kaldın konuşan, unutma!
Su ile dur, okumak ile dur, sevmek ile dur, aşk ile dur, sabır ile dur...
Kaderin örsüyle feleğin çekici arasında ateşle dövülen bir demirsin sen! Ateşine dökülen her su ile daha mahir bir kılıç olacağını sakın unutma...
Şimdi dövüyor hayat seni, benim Demirden güzel kızım!
Dayan, vazgeçme, aşkından dönme... Hepsi geçecek! İnan geçecek, bitecek, sönecek, batacak... Sen şimdi BATMAYAN’a çevir gözünü. Ve öylece DUR!
SİBEL ERASLAN

9 Ekim 2007 Salı

abdesti olmayanın namazıda yoktur


Hz. Ebu Hüreyre (R.a) anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular:
"Abdesti olmayanın namazı yoktur. Üzerine Allah'ın ismini zikretmeyen kimsenin abdesti de abdest değildir."
Ebu Dâvud, Tahâret 48, (101).


Rabâh İbnu Abdirrahmân İbni Ebi Süfyân İbnu Huveytip an ceddihâ an ebihâ 'dan rivâyete göre demiştir ki:
"Ben Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ı işittim. Diyordu ki: "Üzerine Allah'ın ismini zikretmeyen kişinin abdesti yoktur."
Tirmizi, Tahâret 20, (25).

Ebu Hüreyre (R.a) anlatıyor: "Resülullah aleyhissalatu vesselâm'ı işittim. Diyordu ki:
"Kim abdestinin başında Allah'ı zikrederse bedeninin tamamı temizlenir. Eğer Allah'ın ismini zikretmezse bu kimsenin sadece abdest uzuvları temizlenir."

Rezin tahric etmiştir. Feyzu'I-Kadir, 6, 128).

alın size abdest otomatı

SİZCE BU ABDEST OLURMU?



Abdest alma makinesi icad ettiler

İbn'ül İz'in sibernetik harikası abdest alma makinesinden yüzyıllar sonra modern dünyanın ilk abdest alma makinası Malezya'da hayata geçirildi.


Malezya'da geliştirilen dünyanın ilk abdest alma makinesi bu ay Birleşik Arap Emirlikleri'nin başkenti Dubai'de sergilenecek.
Üç ayrı parçadan oluşan makinenin yüz hizasındaki en üst kısmında yüz ve kulaklar temizleniyor. Bir alt kademede kollar yıkanırken en alttaki bölüme de ayaklar yıkanıyor.
"Auto Wudu Washer" adlı sistem, din adamları tarafından da onaylandı. Yetkililer, "Müslümanların dini görevlerini düzgün şekilde yerine getirmelerini sağlayacak her türlü teknolojiyi memnuniyetle kabul edeceklerini" söyledi.
Avustralya Arap Ticaret Odası Başkanı Anthony Gomez, "Bu makine sayesinde kulaklar, yüz, ayaklar ve kollar etrafa su sıçratmadan yıkanabilecek" dedi. Makineyi gören Müslümanların tepkileri birbirinden farklı oldu.
Suriyeli bir vatandaş, kendisine zaman kazandıracağı için bu sistemden faydalanacağını söyledi. Bir Filistinli, dini bir uygulamayla arasına bir makinenin girmesini istemediğini belirtti.







Önemli olan yıkanmak
Zekeriya Beyaz: Dini bakımdan abdeste engel değil. Önemli olan belli azaların yıkanmasıdır. Hortumla ya da makineyle yıkanmak arasında fark yoktur.

Su değmezse caiz değil
Müftü Yrd. Yusuf Kavaklı: Bölmelere uzuvlarımızı koymak yetmez. Örneğin parmağımızdaki yüzüklerin altına su girmezse caiz değildir.
(Sabah)

abdest namaza hazırlıktır (e.s.ekerim)


Abdest, namaza maddî ve manevî anlamda hazırlıktır


Hz. Peygamber, namazın fazileti ile ilgili teşbihlerinde, “Sizden birinizin evinin önünden bir nehir aksa ve o nehirden günde beş defa yıkansa kir kalır mı?” buyurunca ashâp:


-Hayır Ya Rasûlallah! diye karşılık vermişler. Bunun üzerine Peygamberimiz, “İşte beş vakit namaz da böyledir insanlardaki günahı giderir.’’ buyurur. (Tirmîzî, Emsâl, 3)


Bu anlamı ortaya koyan bir tarzda İsmail Hakkı Bursevi’ye göre, “Vudû masivadan infisâl, salat Hakk’la ittisaldir”.


Bursevi’ye göre abdest alış, Allah dışındaki her şeyden, boş ve manasız olan her durum ve olaydan ayrılış; namaz ise Yaratıcı’ya kavuşma, O’nun güzel isim ve sıfatlarıyla vasıflanarak O’nunla bütünleşme anlamını taşımaktadır.


Demek ki namaza ön hazırlık niteliğindeki abdest, beden temizliği gibi manevi arınmanın ve karakter gelişiminin de bir anahtarıdır. “Zahirdeki beden temizliğinin sır ve ruh temizliğine uygun olması lazım gelmektedir.


Yani abdest alınırken


el yıkandığı zaman, kalbin de dünya sevgisinden yıkanması gerekmektedir.


Ağza su konulduğu zaman o ağzın Allah dışındaki her sözün zikrinden temizlenmesi gerekmektedir.


İnşikak yapıldığı zaman, abdest alan kişinin alışık olduğu ve kalbî bağ kurduğu şeylerin tümünden yüz çevirmesi ve Hakk’a yönelmesi icap eder.


Kolunu yıkadığı zaman, bütün nasip ve hazlardan tasarrufunu kesmesi gerekir.


Başını mesh ettiği zaman işlerini Hakk’a teslim etmesi lazımdır.


Ayağını yıkayınca her iki temizliğin de meydana gelmesi için Allah’ın emretmiş olduğu Hakk’ın izni dışında bir yerde ikamet etmemesi icap eder.

İnsan


ağzını yıkadığı zaman ağzını boş ve kötü sözlerden korumalı,

burnunu yıkadığı zaman Cennet’in ruhanî ufuklarına gönlünü açmalı,


yüzünü yıkadığı zaman yüzünü cemâlullaha çevirmeli,


kollarını yıkadığı zaman ellerini ve kollarını insanlığın istifadesine sunabileceği ölümsüz eserlere ulaşmak için kullanabilmeli,


kulaklarını yıkarken onları hakikatleri işitmek üzere Kur’an ve hadisin güzel sesini ve davetini işitmeye adayabilmeli,


başına mesh verirken zihnini kötü düşüncelerden gönlünü kötü duygulardan arındırabilmeli,

ayaklarını da Rabb’in razı olacağı istikamet yoluna yönlendirebilmelidir.


Abdestle manevi arınmayı hisseden gönül, namazla bu arınışı her haliyle yaşar. Manevi arınma karakter gelişiminin özüdür.


Abdestin Duaları


Abdeste ait önceki alimlerden zamanımıza kadar gelmiş dualar vardır. Her abdest uzvu yıkanırken onunla ilgili uygun bir dua okunur.

Bunlar okunmasa da, yine abdest tamam olur; fakat okunmaları iyidir. Şöyle ki:


Abdest alacak kimse,


abdeste başlarken:

"Eûzü ve Besmeİe" çektikten sonra:

"Yüce Allah'a hamd olsun ki, suyu temizleyici ve İslâmı nur yapmıştır" der.

Ağzına su alırken:

"Allah'ım! Peygamberinin Kevser Havuzundan bana öyle bir kâse içir ki, ondan sonra asla susamayayım" der.


Burnuna su verirken:

"Allah'ım! Beni nimetlerinin ve cennetlerinin güzel kokularından mahrum etme" der.


Yüzünü yıkarken:

"Allah'ım! Bazı yüzlerin aklanacağı ve bazı yüzlerin kararacağı günde benim yüzümü ak yap" der.


Sağ kolunu yıkarken:

"Allah'ım! Kitabımı sağ elime ver ve benim hesabımı kolay yap" der.


Sol kolunu yıkırken:

"Allah'ım! Benim kitabımı soldan ve arka tarafımdan verme ve beni zor bir hesaba çekme" der.


Başını meshederken:

"Allah'ım! Beni rahmetinin içine koy, üzerime de bereketlerinden indir"der.


Kulaklarını meshederken:

"Allah'ım! Beni, hak sözü işitip dc onun en güzeline uyanlardan yap"der.


Boynunu meshederken:

"Allah'ım! Bedenimi cehennem ateşinden azad et" der.


Ayaklarını yıkarken:

"Allah'ım! Birtakım ayakların kayacağı günde, ayaklarımı Sırat köprüsü üzerinde sabit kıl" der.



ESMA SAYIN EKERİM


abdest ve tıbbi mucizeler (h.nurbaki)



ABDESTİN SIRLARI


Abdest kulun nefsine zor geleni yaparak kulluğunu ispatladığı başlangıç ibâdetidir. Nefs böylece gerek mânen meskenetten (uyuşukluk) sıyrılmayı, gerek bedenen dinçleşip silkinmeyi abdest ibadeti sayesinde kazanarak huzur-u ilâhiye hazır hale gelir. İşte bu ilk silkiniş ve ilâhi emre uyuş, Allah’ın çok hoşuna gittiği için abdest alana, peşin bir sağlık nimeti lütfeder.


Nitekim Cenab-ı Hak abdesti emreden ayetinin sonunda: "Abdest alın ki, size verdiğim nîmetleri tamamlıyayım" buyurmaktadır.


Şimdi bu hikmetleri inceleyelim:


A) ABDESTİN GETİRDİĞİ TIBBİ MUCİZELER


Abdest, bir ibâdet disiplini içinde 14 asır önce temizliğin temel kavramlarını erişilmesi imkansız bir biçimde getiren Kur'an mucizesidir. Ancak abdestin getirdiği sağlık mucizeleri temizlikten ibaret değildir. Akıllara durgunluk verecek bin bir biyolojik sır abdestte gizlidir. Ben bu hikmetleri üç gurupta özetleyeceğim:


a) Abdestin Dolaşım Sistemine Verdiği Sağlık Nimetleri:


Kalp 100.000 km'ye yakın damar şebekesi ile vücudun her hücresine hayat veren çok geniş bir sistemi temsil etmektedir. Damarlar kalpten uzaklaştıkça incelerek nihai dokulara ulaşmaktadır. Bu ince damar sistemi esnek, pürüzsüz olduğu takdirde normal görevini sürdürebilir. Ne çare ki, oburluğumuz, hırçınlığımız; yani beslenme hataları ve sinirsel nedenler bu ince damarlarda daralmalara ve esnekliğin kaybolmasına yol açar. Bu arızalar başlangıçta önlenir, damarlardaki basit tıkanmalar giderilirse ne âlâ. Yoksa damarlar zamanla daralır, neticede tıkanır. Bu olaylar beyinde olursa ihtiyarlık erken gelir, bunama kaçınılmaz olur.


Bu tehlikeli gidişten uzaklaşmanın en pratik ve sağlam yolu, damarlara genç yaşlardan başlayarak esneklik kazandırmaktır. Özellikle beyin dolaşımı ve kalpten uzak düşen ayak ve el damarlarında bu jimnastiğin yapılması zorunludur. Bunun en kolay yolu, damarları ısı farkı ile açıp kapayan su ile yıkama sistemidir. İşte kolayca fark ettiğimiz gibi, abdest alma damar sistemine esneklik kazandıran harika bir reçetedir.


Özellikle ağız, burun ve boynun iki yanının ile teması, kafa kaidesinin etki ile beyin dolaşımını zenginleştirir.


İşte 14 asır önce İslamiyet, suyun altın olduğu bir noktadan (Arabistan) arza intişar ederken, abdesti bu akıl almaz hikmeti için getirmiştir.


Bu sayede kalp ve dolaşım basıncı rahatlayacak. Bu sayede beyin ve sinir sistemi tüm uyuşukluklarından kurtulacaktır. Bugün sinir yorgunluklarının tek doğal ilacı olarak da gusül


tarzında genel yıkanma en sağlıklı tedavi usulüdür. Hele cinsel yorgunluktan sonra gusülün tavsiyesi başlı başına bir hikmettir.


Daha incesi abdest alma alışkanlığı ile oruç ve namazın hayat boyu sağlığımıza verdiği kazancı beraber düşünürsek, ciltlerce kitapta saymakla bitiremeyiz.


b) Abdestin Korunma Sistemine Verdiği Sağlık Nîmetleri:


Korunma sistemimiz (mikroplara ve kansere karşı) bildiğimiz dolaşım sisteminden farklı; daha ince damar şebekesinden kurulu ayrı bir yapıya sahiptir. Bu sistem beyaz kan sistemi, ya da tıp ismi ile lenf sistemidir. Bu sistemin sağlıklı işlemesi de dolaşım sistemi kadar önemlidir. Üstelik lenf (beyaz kan) damarları kan damarlarından on defa daha incedir. Üşüttüğümüz zaman bir organda meydana gelen lenf damarı büzüşmeleri pek çok mikroplu hastalığın nedenidir (anjin, zâtürre, zâtülcenb vs.).


İşte abdest bu sistem için akıl almaz bir nîmettir. Onun kıldan ince damarlarını da esnek tutar. Hele bu sistemin özel merkezleri olan burun arkası ve boğazın sık sık yıkanması (gusül), korunma sistemimize yeniden güç ve hareketlenme kazandırır. Abdest ve guslün lenf sistemine kazandırdığı uyarı, tüm hastalıklar, hatta kanser gibi konularda fevkalâde ciddi yarar sağlar.


Yine lenf sisteminin düzenli çalışması vücudun tepkileri açısından da çok önemlidir. Lenf sistemi iyi çalışan vücud, hastalık anlarında makul tepkiler gösterir. Bir anlamda şiddetli tepki ya da tembelleşme yanılgıları doğmaz.


c) Abdestin Vücudun Statik Elektriğini Giderici Etkisi:


Tüm hücreler çevresinde belli bir statik elektrik vardır. Ancak vücudun tümü bu statik elektriğin olumlu dengesi içindedir. Bunu his dahi etmeyiz. Ne var ki, gerek havada artan iyonlar, gerek özellikle çağımızda bir mesele olan plastik giysiler, vücudun dış yüzünde elektron artmasına neden olur. Bu olay dıştan içe doğru bizi etkilemektedir. Özellikle sinir sistemi üzerinde ciddi rahatsızlıklar yaratır. Bir önemli etki de deri üzerindedir. Bahis konusu olan elektron artışı deri altındaki çok minik kasları yorar ve onların vaktinden önce esnekliklerinin kaybolmasına neden olur ki; bu sonuç yüzde kırışmaların baş nedenidir. Vücut kırışma ve sarkmaları da bu statik elektrikle yakından ilgilidir.


Eskiden beri tedavi edici etkisine inanılan ve günümüzde pek moda olan akupunktur bu statik elektriği dışarı atmanın bir tarzıdır.


Vücudun statik elektriğinin aşırısını dışarı atmanın iki yolu vardır. Ya çıplak el ve ayakla toprağı elleyerek bir nevi toprak hattı yapmak. Ya da su ile yıkanarak bu elektronları dışarı aktarmak.


Şimdi abdestin bu mucizevî hikmetini daha iyi anlıyor musunuz?


Size daha ilginç bir açıklama yapacağım. Abdest almada bu amaca özellikle dikkat edilmiştir. Bakın nasıl:


1)Su olmadığı zaman yapılan teyemmüm de tam bir elektron boşalmasıdır.


2) Durgun su, güneşte ısınmış su ve kullanılmış su ile abdest olmaz. Bunun bilimsel hikmeti:


Bu tarz sular iyonizosyonunu kaybettiğinden elektron boşaltma kabiliyetini yitirir.


3) Baş mesh edilmesi saçlardaki elektronları atmaktadır. Şu halde abdest, elektronları en tabii yoldan boşaltarak:


a) Yüze ve genelde derimize zindelik, güzellik verir. Çocukluğundan beri abdest alan nur yüzlü nineler bu sırra ermiştir.


b) Sinirsel gerginliklerimizi,


c) Eklem ağrılarımızı yok eden ilâhi bir reçetedir. İnanınız gün gelecek aklı başında herkes abdest alacaktır.

namazın manevi sırları (h.nurbaki)




ABDESTİN SIRLARI


Abdest kulun nefsine zor geleni yaparak kulluğunu ispatladığı başlangıç ibâdetidir. Nefs böylece gerek mânen meskenetten (uyuşukluk) sıyrılmayı, gerek bedenen dinçleşip silkinmeyi abdest ibadeti sayesinde kazanarak huzur-u ilâhiye hazır hale gelir. İşte bu ilk silkiniş ve ilâhi emre uyuş, Allah’ın çok hoşuna gittiği için abdest alana, peşin bir sağlık nimeti lütfeder.


Nitekim Cenab-ı Hak abdesti emreden ayetinin sonunda: "Abdest alın ki, size verdiğim nîmetleri tamamlıyayım" buyurmaktadır.



B) ABDESTİN MANEVÎ ETKİLERİ:


Abdest, önce maddi etkilerindeki gücü ile; idrak ve aklı en iyi çalışacak noktaya getirir. Daha sonra, bizzat kendi uzuvlarımızı yıkarken Allah'ın o uzuvlara ne büyük nîmetler verdiğini sezdirerek şükre ve hamde başlatır. Daha derinlerde mânânın hikmetleri başlar. Ağzımızı yıkarken, yalnız zikre hazır bir ibadet hazzını tadmaya başlarız.


Buy-u Muhammedî'yi (S.A.V.) duymak için yıkanıp arınan burun, hafızalara yeni bir zindelik hazırlamaktadır.


Yüzün yıkanması hannasların görüntüsünü çevremizden atar. Kulaklarımız yalnız ezanın ötelerden gelen sedasına hazır hale gelir.


El ve ayaklar kişisel iradenin (küçük iradenin) temsilcisi olarak, tüm yanlışlardan arınarak külli iradeye teslim sırrına ermiştir.


İşte bu hazırlık kalbin mânasında, gönülde yeni bir mâna dolaşımı yaratır ki: vücudun her zerresi ilâhi seyre hazır hale gelir.


Ancak bu sayededir ki, Buy-u Muhammedî (S.A.V.) Nur-u Muhammedî sezilecek ve de ilâhi huzurda evrenlerin seyri mümkün olacaktır.


Bu manevî dolaşım, namazın ufkunda mîraç içinde bir manevi cereyandır.


Nefs, bu manevî cereyan karşısında tamamen arınmış, özellikle yüz, ağız, burun, ağız, kulak yıkanması ile hannâs kapısı kapanmıştır. Eller ve ayaklar yıkanırken, onların mahşerde şahâdet edeceklerini nefs hatırlayarak, tam mânasıyla teslim olur, gurur ve ihtirastan arınır. Şu sayede Fâtiha sırrına hazır hale gelir.


Onk. Dr. Haluk Nurbaki Damla Yayınevi


gözyaşı ile abdest almak


Siz hiç gözyaşı ile abdest aldınızmı?


Sizce de gözyaşı ile alınan abdest en iyi abdest değilmidir?


Gözünüzü, yüzünüzü, ellerinizi, ruhunuzu gözyaşınızla yıkadınızmı?


Gözyaşı ile aldığınız abdest Allahın en büyük lütfudur.


Ağlamak , günahlara ağlamak Allahın size abdest aldırmasıdır, kıymetini bilin.


Eğer pişmanlıkla günahlara ağlayabiliyorsak, büyük ihtimal tevbemiz kabul edilmiştir


Edilmiştir de, Rabbimiz bize gözyaşını lütfetmiştir.


İşte gerçek temizlik budur,


Size bilmediğiniz bir yerlerden rahmetin indirilmesidir gözyaşı


Ruhunuza rahmet yağmurunun yağıpta tertemiz kılmasıdır


Allahın öğrettiği gibi, murad ettiği gibi, abdestinizi alın


Allahın sizi yıkadığı halde kalın, Allahın boyası üzerinizde kalsın.


Allahın boyası, kimin boyası Allahın boyasından güzel olabilir ki?


Abdest diriliştir, durulanıştır, yeniden ayağa kalkıştır, sözveriştir


Her abdest yemindir,her abdest sözveriş, her abdest arınış


Her namaz duadır,her namaz yardım dileyiş,her namaz yalvarış


ETKİN Z.

vaftiz ve abdes

Hristiyanların vaftizi müslümanların abdesi
Aslında ikiside aynı şey
Hatta kelime olarak ihtimal abdes vaftiz kelimesinin bozulmuş hali
Ruh olarak da aynı şey
Her ikisinde de su sembol , temizliğin sembolü
Her ikisinde de istenilen ruhun arıtılması temizlenmesi
Hristiyanlıkta vaftizin ruhu nasıl kaybolmuşsa
Müslümanlıktada abdesin ruhu kaybolmaya başlıyor
Abdest ruhumuzu arıtmıyor, el-yüz yıkıyoruz sadece
Abdestin yüzeyini yaşıyor, derinine inmiyoruz
Abdest sırasında sular aslında ruhumuza akmalı
İçerlerde bir yerleri yıkamalı aslında
Su derinin üstünü temizlerde, içi nasıl temizleyecek?
İçi temizleyecek olan düşüncelerimizdir, niyetimizdir
Niyet ettim abdest almaya derken neye niyetliniyoruz?
Elimizi yüzümüzü yıkamayamı?
Ruhumuzu, içimizi yıkamayamı?
Elimizdeki ayağımızdaki çamur izini, yağ lekesini çıkarmayamı?
Ruhumuzdaki benliğimizdeki günah lekelerini çıkarmayamı?
VE şimdi galiba sormanın zamanı
Sizce yellenme ile defi hacet ile bozulan abdest
Hırsızlık yapınca bozulmazmı?
Bir masumu katledince bozulmazmı?
Rüşvet alınca harama el uzatınca bozulmazmı?
Bir masuma iftira atınca bozulmazmı?
Dedikodu yapıp iki kişi arasında laf taşıyıp aralarını bozuncada bozulmazmı?
Gözlerini namahreme dikince bozulmazmı?
Sin kafı basınca, eşine, çocuğun, komşuna zulmedince bozulmazmı?
Mahrem yerlerini gözler önüne serince bozulmazmı?
Namahremle elele-gözgöze gezince bozulmazmı?
Rüşveti yeyince, masumu dövünce, garibi ezince bozulmazmı?
Şarabı rakıyı içince, üstüne domuzuda yiyince yine de bozulmazmı?
Eğer bozulmuyorsa Resulullahın senin yastığın ne kadar genişmiş dediği gibi
Senin abdestin ne kadar genişmiş
Eğer bozulmuyorsa, iki kaba arasına sıkışmış bu abdes nemenem bir şeymiş böyle?
Granit gibi maşallah, ne kadar kalın, dayanıklı, paslanmaz , aşınmaz
Bilmem böyle bir abdeste mi hayret etmeli
Bu direnç-dayanıklılık harikasını bir solukta yok eden yellenmeye mi?
Maide 6 ve Nisa 43 de geçmiyor diye sizce bunlar abdesi bozmuyormu?
Ne yani bozması için kuranda şöylemi demeliydi:
Ey müminler hırsızlıktan, katlden,zinadan,dedikodudan döndükten sonra
Şarabı içip domuzu yedikten sonra rüşvet alıp zina yaptıktan sonra
İftira edip birinin canını yaktıktan sonra abdest alın
Komik duruyor değimli? Ne kadar eğreti
Bunları yazmaya gerek varmı, bunları bir müslüman yaparmı?
Yaparsa abdest mabdest kalırmı?
Bunlar yazılmadı diye sizce bunlar abdesti bozmuyormu?
Zaten abdest bunlardan temizlenmek değimli?
Hadesten taharet – olaylardan temizlenmek değilmi?
Hades ile hadise aynı kökten geliyorlar
Hadise olay demek
Böyle örnek olurmu olmaz ama diyelim ki;
Müslümanın biri hırsızlık yapmış bundan büyük bir olay – hadise –hades olurmu
Bu olaydan bu hadiseden bu hadesten temizlenmeyecekde neyden temizlenecek müslüman?
Bunun pişmanlığını yüreğinde duyupta temizle beni deyip abdest almıyacakmı insan?
Bunlara abdest bile yetmez tevbe gerekir aslında
Böyle bir durumda ruhunu temizleyemezse helak olmazmı insan
Abdest denen gusül denen psikolojik yıkayıcı, ruh temizleyicisi Allahın en büyük lütuflarından biri olan abdest olmasa nasıl yaşar insan? Nasıl bakar bir daha aynalara?
Bize abdesti verene hamdolsun, şükürler olsun
Bizi temizlemek isteyene hamdolsun, şükürler olsun
O bizi temizlemek istiyor, biz nerelerdeyiz
Onca günah dururken elimizdeki kirden temizlenmeye uğraşıyoruz
Sizcede maide 6.ayetteki “Fakat o sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz." cümlesinden çıkan Allahın bizi elimizdeki çamurdan, yüzümüzdeki ne bileyim mesela badana damlasından mı temizlemek istiyor?
Yoksa, yoksa günahlardan mı, kötü düşüncelerden mi?
Eğer hala hee çamurdan, toz topraktan temizlemek istiyor diyorsanız
Teyemmüm alırken tozu tozla, toprağı toprakla nasıl temizleyeceksiniz?

Haydi çocuklar abdeste

ELLERİM KÜÇÜK DAHA - ABDEST








ELLERİM KÜÇÜK DAHA - TEYEMMÜM






Abdestin iç anlamı (m.demirci)



Abdestin İç Anlamı



Prof. Dr. Mehmet Demirci

Bilindiği gibi abdest almak için önce niyet edilir, eller güzelce yıkanır, ağız ve burun su ile temizlenir, yüz ve kollar yıkanır. Baş, boyun ve kulak arkaları ıslak elle silinir. Nihayet ayaklar iyice yıkanır. Bütün bu hareketlerin ne gibi anlamları olabilir?

Abdest, Allah'ın huzurunda bulunmak demek olan namaza hazırlıktır. Vücutça temiz olmak için alınan abdest veya boy abdesti, namazın ön şartıdır. Tabiî ihtiyaçlarını giderdikten sonra bu uzuvlarını temizlemek, ardından elleri yıkamak, nihayet abdest almak, sadece dış temizlikten ibaret hareketler değildir. Pislikler maddî olduğu kadar mânevî de olduğundan, abdest alırken manevî kirlerden arınmak da söz konusudur. Bu sırada geçmiş hatalardan pişmanlık duyup gelecek için iyi kararlar alınabilir. Pişmanlık ve tövbe geçmişimizi temizleyip arıtır.

İyi veya kötü hareketleri organlarımızla yaparız. El işler yapar, yıkar ve yazar; ağız yer içer, iyi ve kötü sözler söyler, konuşur; burun koklar, gözler görür, kollar saldırır ve yakalar; kulaklar işitir ve dinler; ayaklar ise bizi pek çok yere götürür. Bütün bunlar zaman zaman günah ve yasak sınırını aşabilir.

İşte abdest sırasında içimizden geçireceğimiz dualarla, söz konusu edilen olumsuz hareketlerin etkisinden kurtulmaya çalışabiliriz. Abdest alacak kimse önce niyet eder. Bu bir rûhî-mânevî hazırlıktır. Hakk'ın huzuruna çıkmaya niyet etmek ve hazırlanmak demektir. Sonra besmele çekerek ve Allah'ın yardımını dileyerek abdeste başlar.

Ağıza ve buruna su verirken insan şöyle düşünür veya duâ edebilir: " Allah'ım, adını anmak ve senin kitabını okumak için bana yardımcı ol. Cehennem kokusunu uzaklaştırıp bana cennetin kokusunu koklat."

Yüzünü yıkarken: " Mevlâm, senin dostlarının yüzleri ağaracağı gün yüzümü ağart, o sırada benim yüzümü kara çıkarma." der.

Sağ kolunu yıkarken: " Allahım, beni defteri sağ taraftan verilenlerden eyle, hesabımı kolay kıl." Sol kolunu yıkarken " Allah'ım beni, defteri sol taraftan verilenlerden eyleme." der.

Başını meshederken: " Ya İlâhî rahmetin beni bürüsün, üzerime feyzini ve bereketini indir, senden başka hiçbir kimsenin gölgesinin bulunmayacağı yerde beni Arş'ın gölgesinde gölgelendir." der.

Kulaklarını meshederken: " Allah'ım, beni söz dinleyip sözün en güzeline uyanlardan kıl, iyilerle birlikte cennete çağıran sesi işitmemi nasip et" diye düşünür.

Boynunu silerken: " Allahım beni cehennemden âzat et, boynuma mahcupluk zinciri geçirme." diye temennide bulunur.

Ayaklarını yıkarken: " Rabbim, ayağımı doğru yolda, sâbit kıl, beni senin yolundan ayırma." der.

Daha sonra kelime-i şehadet getirip şöyle niyazda bulunur: " Ya Rabbi, kötü işler yapmış olabilirim, insan gafildir, kendine zulmeder. Ama ben pişmanlık duyuyorum, sana dönüyorum. Affet beni, tövbemi kabul et, zira Sen tövbeleri kabul edensin. Beni pişmanlık duyanlardan ve tertemiz olanlardan kıl, iyi kullarının arasına kat. Beni çok çok şükreden, sabreden ve Seni ananlardan eyle."

Abdest alan insan samimî bir dille ve içten bir duyguyla, eksiklik ve hatalarını Hakk'ın huzurunda itiraf edip, bunları yumasını, yıkamasını ve silmesini kulluğa yakışan bir tavırla O'na arz eder, duasının kabulü için yalvarıp yakarır. Böylece bilinci ve içtenliği ölçüsünde ruhen temizlenip arınmış bir halde huzura varmaya, namaza durmaya hazır hâle gelir.

Bu tavrıyla kişi el, kol, yüz, ağız, burun ve ayaklardaki veya tüm bedendeki kirlerin su ile yıkanmasını sağlar. Ayrıca da, dua ve kulluk duygusuyla, bütün bunları, ruhun manevî kirlerden arınıp temizlenmesinin bir sembolü saymış olur. Su nasıl maddî kirleri temizliyorsa, tövbe de manevî kirleri yok eder diye düşünür. Halkın gördüğü yer olan bedenimi ve elbisemi temiz tutar da Hakk'ın nazar ettiği yer olan kalbimi tertemiz tutmazsam yanlış yapmış olurum diye inanır. Bedeni gibi kalbini de kötü ve kirli şeylerden arındırmaya çalışır.

Saygıdeğer bir şahsın yanına giren kimse yunup yıkandığı gibi, Allah'ın huzuruna varan kişi de temizlenir, kendisine çeki düzen verir. Dış temizlikle yetinen kimse, evine padişahı davet eden, bu amaçla evin dışını badana yaptığı halde içinin bakımını dikkate almayan kimseye benzetilir. Şemsî'nin dediği gibi: " Pâdişah konmaz saraya hâne mâmur olmadan." 2

Temizlik iki nevidir, biri beden temizliği öteki ruh temizliğidir. Beden temizliği olmadan namaz sahih olmadığı gibi, kalb temizliği olmadan da mârifet sahih olmaz. Beden temizliği mâ-i mutlak (temiz su) ile yapılır. Kalb temizliği için de hâlis ve saf bir tevhid gerekir. Olgun kimseler sürekli olarak zâhirde temizlik, bâktında tevhid üzere bulunurlar. Devamlı olarak abdestli olanı, sağ ve solundaki muhâfız meleklerin sevdiğine inanılır.3 Hakk'ın dergâhına yönelenlerin zâhirde ve bâtında abdestli olmaları gerekir. Zâhir abdesti su ile, batın abdesti tövbe ve Hakk'a dönmekle mümkün olur.

Yûnus Emre söylüyor: " Tanla durup başın kaldır ellerini suya daldır / Hem şeytanın boynunu vur hem nefs dahi ölse gerek." 4

Beyazid-i Bistâmî şöyle dermiş: "Ne zaman dünya düşüncesi gönlümden geçse abdest alırım; âhiret düşüncesi geçince de gusül yaparım."

*

Gönül ehli kimseler iç anlam olarak abdestin ve temizliğin beş derecesinden söz ederler. İçten dışa doğru bunun sıralanışı ve doğacak sonuçlar şöyle ifade edilir.

1. Rûhun abdesti: Rûhun, hayvanlık seviyesine ait bilgisizlikten ve Allah'tan gayri şeyleri görme gafletinden arınmasıdır. Bunu başarabilen kimsede Cenâb-ı Hakk'ı müşahede istîdâdı gelişir ve kalb aynasında tecellî parıltıları yanmaya başlar. Ruh Allah'tan gayrı şeyleri görmekten arınsa, Gaffar olan Allah'ın nûru onu kuşatır. Kötü düşüncelerini temizlese takvâ elbisesine kavuşur. Nefsin hîlelerini yıkasa, yani onların tuzağına düşmekten arınsa, iç huzuruna ve itmi'nâna ulaşır.

2. Sırrın abdesti: Burada "sır", rûhun rûhu demek olup; onun abdesti gösterişten (riyâ), arzu ve isteklerin esiri olmaktan, kendini beğenmişlikten, baş olma tutkusundan, aşırı dünya isteği ve mevki sahibi olma ihtirasından arınmaktır. Bunun sonuçları şöyledir: Sır, riyâ ve nefsanî arzular kirini yıkadığı takdirde, ihlâs nûru ortaya çıkar. Dünya sevgisinden arınırsa âhiret sevgisi doğar. Hırs ve tamahkârlığını yusa, kanaat ve tevekkül nurları görünür.

3. Kalbin ve gönlün abdesti: İki yüzlülük, bozgunculuk ve kötü ahlâktan uzak durmaktır. Büyüklenme yıkanınca, alçak gönüllük doğar. Çekememezlik kirleri yıkansa, iyilik; düşmanlık yıkansa, Allah sevgisi görünür. Hıyanet kirleri yıkansa, sözünde durma ve güven nûru doğar.

4. Dilin abdesti: Yalan, dedi-kodu, iftira ve boş sözden, insanların ayıplarını merak etmekten ve gizli hallerini ortaya çıkarmaktan, faydasız konuşmaktan uzak durmaktır. Yalan ve koğuculuk yıkansa, doğruluk ve vefâ doğar. İftira ve itham etme yıkansa, sevgi görülür. Faydasız ve boş söz bırakılsa yararlı şeyler konuşulur veya Allah'ın adı anılır. İnsanların ayıplarını araştırma huyu temizlense hoşgörü ışıkları parıldar.

5. Zâhir abdesti: Bu, bildiğimiz abdesttir. Yani dînî bilgi olarak öğrendiğimiz şekilde, temiz su ile abdest organlarını yıkamaktır. Sonuçları ise şöyle temenni edilir: Abdest alan kimsenin yüzünü yıkaması, mahşer günü yüzünün nurlu olmasına yol açar. Kolunu yıkayınca cömertlik nurları hasıl olur. Ayrıca amel defterinin sağ eline verilmesi gibi bir lûtfa erişir. Ayağını yıkayınca, âhiretteki manevî engelleri kolaylıkla geçme imkânı doğmuş olur. İşte bu tür temizlik ve bu mânâda abdest alış, Allah'a yaklaşmayı ve O'na kavuşmayı sağlar.5

*

Abdest alırken gerçekleşen dış temizliğin, iç temizliği ile birlikte gelişmesi için şunlar da tavsiye edilir: Eller yıkanırken kalbin de aşırı dünya sevgisinden yıkanması gerekir. Ağıza su alınırken, onunla boş şeyleri anmamaya azmetmelidir. Yüz yıkandığı zaman, yüzü Hak'tan başka şeylere çevirmemeye söz vermelidir. Ayağı yıkarken, Hak yolda bulunma gayreti pekiştirilmelidir.6

Abdest Hakk'a yönelmeye hazırlıktır. Hak kapısına yönelenler dış ve iç abdestine sahip olmayı hedeflemelidir. Zâhirle yetinen kimse için, dış temizlik kâfi gelebilir. İçi ile de yakınlık elde etmek amacında olan kimsenin ise, içini de temizlemesi gerekir. Dış temizlik su ile, iç temizlik ise tövbe ile ve Hakk'ın kapısına dönmekle mümkün olur.

Abdestin vücut temizliği ve sağlık açısından faydaları çok açık olduğundan, bu konuda fazla sözü gereksiz buluyoruz. Sadece şu kadarını söyleyebiliriz. Ağız ve burnun bir kaç defa yıkanması, boynun ıslak elle meshedilmesi, el ve ayakların yıkanması, vücuttaki kan dolaşımının, en uzak noktalardan uyarılması gibi bir pratik yarar sağlamaktadır.

Sevgili peygamberimizin şu sözünde, abdestin hem fizyolojik hem de manevî faydasını içeren derin bir hikmet gizlidir: "Öfke şeytandandır, şeytan ateşten yaratılmıştır. Ateş ancak su ile söndürülür, o halde öfkelendiğiniz zaman onu yenmek için abdest alınız."7


ABDESTİN AMACI



Abdestin amacı




Abdest âyetinde Yüce Rabbimiz “Allah size güçlük çıkarmak istemiyor, fakat sizi temizlemek istiyor.” buyurarak abdest ve teyemmümdeki esas amacı açıklıyor.


Abdest âyetindeki mesh etmek ve su bulunmadığı takdirde Teyemmüm etmek emirlerinden de anlıyoruz ki abdestteki amaç doğal kirleri gidermek değildir.


Zira meshetmekle ve de teyemmüm ile maddi kirler temizlenmez.

O nedenle abdest âyetindeki esas mesaj, bu sembolik hareketlerle zihni toparlamak, huşuû sağlamaktır.


Böylece yüce huzura maddi ve manevi kirlerden arınmış bir halde varmaktır.

Abdest, namaz ibadeti için önemli bir hazırlıktır.


Kişi en yüce makam olan Allah’ın huzuruna çıkacaktır,O’na kulluğunu, duasını, yakarışını ve aczini sunacaktır.


Namaz kılmak, bu yüce huzura çıkış, namaz kılınan yer de bu yüce makamın, dünyadaki sembolik yeridir. (Dünyada ve uzayda, kısacası evrenin her noktasında, temiz olması kaydıyla namaz kılınabilir.) Aciz kul ile Aziz olan Allah’ın sembolik buluşması olan bu kulluk görevi hazırlıksız, rastgele olamaz.

Abdest alırken yıkanan organlar, manevi necasetten (hadesetten de) temizlenmiş sayılır. Abdest organları yıkanırken o organların işlemiş olduğu günah kirleri yıkanır ve bu organlar bir daha günah kiri ile kirletilmemeye azmedilir (tevbedir aslında bu).

Abdest manevi kirleri nasıl temizler?

Kul bütün hayırlı işlerine “besmele” ile başladığı gibi abdeste de “besmele” ile başlar.


Yapacağı ibadetin Allah için olduğuna besmeleyi söyleyerek niyet eder.


Suyu temizleyici ve İslam’ı bir nur yapan Allah’a hamdeder. Allah’tan dünya ve ahirette açlık ve susuzlukla kendisini terbiye etmemesi için dilekte bulunur.

Abdest alış:

Ellerini yıkarken:
Kul, kıyamet günü ağızlara mühür vurulacağını ve ellerin kişi aleyhine şahitlik yapacağını düşünür.

Ya Sin suresi âyet 65:
“İşte o gün, ağızlarını mühürleyeceğiz. Buna karşın bizimle elleri konuşacak, ve ayakları da yaptıklarına tanıklık edecek.”

İyi bir müslümanın eliyle ve diliyle kimseye zarar veremeyeceğini düşünüp kendisinin öyle olup olmadığını gözden geçirir. Elleriyle yapmış olduğu günahları hatırlar. Gönülden pişmanlık duyar. Onları yıkayıp attığını düşünür. Kendi organlarını kendi aleyhinde şahit tutmamaya azmeder. Ve bu konuda Yüce Rabbinden yardım ister.

Ağzına su verirken:
Kul, âhirette ağızların mühürlenip ellerin insanın aleyhine tanıklık etmesini yeniden hatırlar. İnsana iki dudak verilmesinin hikmetini düşünür.

Beled suresi âyet 8, 9:
“Biz, ona göz vermedik mi,Bir dil ve iki dudak?”

Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isteyenlerin ne denli büyük bir cürüm işlediklerini aklına getirir ve onlara fırsat vermemeye niyet eder. Sonra da ağıza ve onun sahip olduğu dile görevlerini hatırlatır. Allah’tan doğru söyleyen bir dile sahip olmayı ister.

Meryem suresi âyet 50:
“Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk ve onları, gerçeğin yüce bir dili yaptık.”

Burnuna su alırken:
Cehennem kokularından Allah’a sığınır. Cennet nimetlerinin güzel kokularının koklatılması isteğini Yüce Rabbine iletir.

Yüzünü yıkarken:

Ali Imran suresi âyet 106.
“O gün kimi yüzler ağaracak, kimileri de kararacaktır. Yüzleri kararanlara şöyle denecektir: “Siz inandıktan sonra yeniden inkarcılığa mı döndünüz? Öyleyse, inkarınızdan dolayı tadın cezayı!”

Abese suresi âyet 40, 41:
“Yine, o gün, yüzler olacak, toprağa bulanmış,tozla kaplanmış.”

Ğaşiye suresi âyet 8, 9:
“O gün, yüzler olacak, sevinçli,yaptıklarından hoşnut.”

En’âm suresi âyet 79:
“İçtenlikle, evet, yüzümü, gökleri ve yeri Yaratan’a çevirdim. Ve ortak koşanlardan değilim.”

Kul, Kur’ân’daki bu mesajlarını aldığını ve kendi yüzünün kararmaması ve tozlanmaması; daima, yüzünün ak ve nurlu olması için Allah’a yalvarır.

Sağ kolunu yıkarken:

Aşağıdaki âyetleri hatırlar ve âhirette kitabı sağından ve önünden verilecek kimseleri düşünür.

İnşikak suresi âyet 7-9:
“Sonra, amel defteri sağ eline verilecek kimseye gelince,o zaman, kolay bir hesapla hesaba çekilecek, ve evine sevinçle dönecek.”

Vakıa suresi âyet 90, 91:
“Ve eğer sağın adamlarından ise, o zaman “Selam sana, sağın adamlarından olan!” ”

Ve “Ya Rabbî! Kitabımı sağımdan ver ve hesabımı kolay eyle!” diye niyazda bulunur.

Sol kolunu yıkarken:

Bu aşamada da aşağıdaki âyetleri hatırlar.

İnşikak suresi âyet 10-13:
“Ve amel defteri, kendisine arkasından verilecek kimseye gelince,o zaman o, yok olmayı dileyecek, ve Sair-cehenneme düşecek! Evet, o, dünyada, ailesi arasında zevk içindeydi,”

Vakıa suresi âyet 41-49:
“Solun adamları, kimdir o solun adamları? Onlar, öldürücü bir sıcak esinti ve kaynar su içindedirler, Ve sıcak bir dumanın gölgesinde,serinliği ve hoşluğu olmayan…. Onlar bundan önce, konfor içinde bulunuyorlardı. Ve büyük günahta direnir dururlardı. Ve şöyle derlerdi: “Ne! Öldüğümüzde ve toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı? Ne! Yeniden dirilecek miyiz? “En önceki atalarımız mı?… De ki: “Evet, öncekiler de sonrakiler de, Belli bir Gün’ün belirli bir zamanında toplanacaklar.” ”

Kul kitabı sol ve arka taraftan verilecek kimseleri aklına getirir ve ürperir. Sonra da “Ya Rabbî! Kitabımın solumdan ve arkamdan verilmesinden sana sığınırım” diyerek dua eder.

Başını mesh ederken:

Şu âyetler onu ürpertir.

Secde suresi âyet 12:
“Rabb’lerinin huzurunda, başlarını öne eğmiş olarak, “Rabb’imiz! Gördük ve duyduk; öyleyse, bizi geri gönder ki, iyi iş yapalım; evet, kesin inanıyoruz!” derlerken, suçluları bir görseydin!”

Bu sırada da Allah’tan bağışlanma ve bereket diler. Kıyamet günü Rabbinin huzurunda utançtan başlarını yere eğmiş ve “Ya Rabbî! Şimdi gördük ve işittik ki ahiret hayatı hakmış. Bizi tekrar dünyaya gönder sana kulluk yapalım” diyen suçlulardan olmamaya karar verir.

Ayaklarını yıkarken:

Şu âyeti hatırlar.

Rahman suresi âyet 41:
“Suçlular yüzlerinden tanınacaklar. O halde alınlarından ve ayaklarından yakalanacaklar.”

Günahkârların mahşer gününde alınlarından ve topuklarından yakalanacak olmaları, onu akıllı olmaya sevk eder. Onlardan olmaktan Allah’a sığınır. Ve “Ey Allahım! Bütün ayakların kaydığı kıyamet gününde ayaklarımı sağlam eyle!”, “Ya Rabbî! Çalışmamın karşılığını ver, günahlarımı bağışla, bana boşa gitmeyecek bir ticaret nasip eyle!”der.

Abdestini bitirince:

“Ya Rabbî! Senin huzuruna geliyorum. Huzuruna durup sana yalvaracağım. Ellerimle, kullarımla, başımdaki tüm organlarımla, aklımla, ayaklarımla sana karşı yapmış olduğum tüm kusurlarımı, günahlarımı bağışla! Beni tevbe edenlerden ve temizlenenlerden eyle! Senin huzurunda tertemiz bir halde bulunayım!” şeklinde Allah’tan istekte bulunur.

Dikkat!

Bu işlemler ve istekler tamamen bilinçli olmalıdır. Kul, duasını anlayacağı dilden ve gönlünden yapmalıdır. Ağzından çıkanı kulağıda, kalbide, dimağıda duymalı/anlamalı ve Allah’tan ne istediğini bilmelidir. Bilinçsizce yapılan istekler anlamsızdır. Hem de yerli yerine uygun düşmez. El için yapılacak dua ayak için, yüz için yapılacak dua da el için yapılabilir.

Hem hafızada iyi kalması hem de konunun iyi anlaşılması için Celalettin
Rumî’nin Mesnevi’sinden bir fıkraya yer veriyorum:

Taklitçi, bilinçsiz birisi tuvalet ve abdest dualarını Arapça olarak ezberlemiş ve tuvalete gittiğinde, tuvaletten çıktığında ve abdest alırken alışkanlık etmiş, bu duaları okurmuş. Anlamlarını bilmediğinden de karıştırıyormuş. Yani el için okunacak duayı ayak için, ayak için okunacak duayı da baş için okurmuş. Yine bir keresinde şehrin camisinin tuvaletinde ihtiyacını giderip caminin şadırvanında abdest alıyormuş. Anlamlarını bilmediğinden yine ifadeleri karıştırmış. Ağzını yıkarken, tuvalette okuyacağı,(Elhamdülillahillezi ezhebe annil eza ve âfânî: benden sıkıntıyı gideren ve bana afiyet veren Allah’a hamdolsun!) duasını okumuş. Çevresinde bu duanın anlamını bilenler, duymuşlar ve buna gülmüşler. Gülüşmeleri duyan adam, alınmış ve onlara:
_ Hayrola beyler, yoksa duayı yanlış mı okudum? demiş. Onlar da:
_ Hayır, amca dua yanlış değil, delik yanlış! demişler.
lafın özü duada ne dediğini bilmeli insan



Bu fıkra aslında bizim sadece abdestimiz için değil, namazımız, orucumuz hele hele haccımız için de çok uygun düşer. Biz, basmakalıp DUA OKUMAYALIM, dua edelim, bilinçli olarak isteklerde bulunalım. Kalıplaşmış duaları okumak, başkasının, içinden gelen duygularla, tamamen kendisine özgü duygu, düşünce ve arzularını yansıtan bir şiirini, bizim okumamıza benzer. Hem de bilmediğimiz bir dil ile. Bu gülünç olur. Biz kendi duygu ve düşüncelerimizi, arzu ve isteklerimizi kendi dilimizle, gönlümüzle dile getirelim. Yüce Rabbimizden isteyelim.

İslam’ın özündeki gibi uygulanmış bir abdest ve gusul en güzel beden temizliğidir. Abdest almakla insan, dışarı ile temas eden organlarını yıkar, böylece bir çok mikrobun vücuda yerleşmesini önlemiş olur. Abdest, başlı başına bir maddi temizlik olması ve bir çok tıbbi faydalar taşıması yanında, temelde bir manevi temizlik ve arınma vasıtasıdır da. Abdestin imanın yarısı olduğunu, abdest alırken yıkanan uzuvlardan günahların döküldüğünü, kıyamet gününde müslümanların abdestin eseriyle yüzleri, el ve ayakları parlak olduğu halde çağrılacaklarını ifade eden hadisler vardır.


Abdestin, fıkıh ıstılahında, maddi kirliliği değil de manevi kirliliği ifade eden Hades’ten temizleme sayılması onun bu özelliğini gösterir.


Kur’ân’ın ve Peygamber Efendimizin temizlik ve arınmayla ilgili emir ve tavsiyeleri yanında, dinimizde en önemli ibadet olan ve günün belli vakitlerinde eda edilen namazın bir ön şartı olarak farz kılınan abdest, bu yönüyle, müslümanların her zaman maddi ve manevi temizlik içinde bulunmalarını düzenli bir biçimde sağlayan bir temel ibadettir. Vucudun dış etkenlere daha açık ve dolayısıyla kirlenme ihtimali daha çok olan yerlerinin sık sık yıkanmasının temizlik ve sağlık açısından temin edeceği faydalar, izaha ihtiyaç duyurmayacak kadar çoktur. Bunların yanında abdestin insan sağlığı bakımından temin edeceği diğer maddi faydaların bazıları şöyle sıralanabilir:

Vucut doku ve hücrelerinin iyi beslenebilmesi için kan dolaşımını sağlayan damarların tabii esnekliklerinin korunmasında ve damar sertlikleri ile tıkanmalarının önlenmesinde abdestin rolü büyüktür. Vucutla farklı ısıdaki suyun deriye temas etmesiyle damarlar açılıp kapanarak esneklik kazanır. Damarlarda daralma ve tıkanmaya yol açan vucut dokularındaki birikmiş artık maddelerin daha çok el, ayak ve yüz bölgelerinde bulunduğu göz önüne alınırsa, abdest alırken, yıkanmak üzere bu organların seçilmesindeki hikmet daha iyi anlaşılır. Ağız, burun ve boynun iki yanının su ile teması da özellikle beyinde kan dolaşımının güçlenmesi bakımından çok faydalıdır. Bunun gibi vucudun temel korunma sistemi olan lenf dolaşımını sağlayan ve vucuda giren mikroplara karşı koyarak onlarla savaşan beyaz kan hücrelerini (lenfosit), dokuların en ücra köşelerine ulaştıran lenf damarlarının düzenli çalışmasında da abdestin büyük rolü vardır. Abdestte el ve ayakların yıkanması, vucut merkezine uzak bölgelerdeki lenf damarlarının dolaşım hızını artırdığı gibi, lenf sisteminin en önemli bölgeleri olan yüz, boğaz ve burnun yıkanması da bu sisteme önemli bir mesaj ve güç kaynağı olur. Diğer taraftan, insan vucudunda bütün hücrelerin çevresinde belli bir oranda bulunan ve vucut bütününde normal durumda hissedilmeyecek derecede denge arzeden statik bir elektrik vardır. Havada dolaşan elektriklenme, özellikle zamanımızda yaygın olarak kullanılan plastikten yapılmış giyim eşyaları, taşıt araçları vb. şeyler vucudun dış yüzünden aşırı elektron artışına sebep olur. Bu durum, sinir sistemi üzerinde ciddi rahatsızlıklar doğuracağı gibi, deri altındaki minik kasların yorulması ve esnekliğini kaybetmesi sebebiyle yüzde ve diğer yerlerde kırışıklıklar ve sarkmalara da yol açar.Vucuttaki statik elektriğin fazlasını atmanın yollarından birisi de su ile yıkanmak veya toprağa temas etmektir. Bu ise abdest ile teyemmümün vucudun elektrostatik dengesini korumadaki rol ve önemine işaret bakımından yeterlidir. (Bu hususlar ile ilgili Merhum Haluk Nurbaki’nin “Kur’ân Mucizeleri” kitabından, daha fazla bilgi alınabilir. Tavsiye ederim.)

Fiziksel ve zihinsel olarak arındıysak, buyurun Divân’a!… Buyurun Kıyam’a!…


Buyurun namaza!…..